aptal kutusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aptal kutusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2011

Umutsuz Ev Kadınları - Kanal D


Kanal D, çoğumuzun haberdar olduğu bir dizi olan Desperate Housewives'ın uyarlanmış halini yayınlamaya başlayacak. 
Kim kimdir merak ettim ve Kanal D'nin sitesinden öğrendim. 
Şöyle ki:

Songül Öden, Susan karakterini Yasemin olarak




Bennu Yıldırımlar, Bree karakterini Nermin olarak




Evrim Solmaz, Gabrielle (Gaby) karakterini Zeliş olarak,




Ceyda Düvenci, Lynette karakterini Elif olarak




Özge Özder, Edie karakterini Emel olarak canlandıracak imiş.




Diziyi önceden bilenler ve orijinalinden izleyenler çok da tatmin olmayacaktır bana kalırsa ama diziyi önceden takip etmemiş olanlar için eğlenceli olabilir. 
Meraktan izleyeceğim tabii ilk bölümü, yine benim gibi diziyi önceden izlemiş ama sırf nasıl uyarlamışlar acaba diye meraktan izleyecek kocaman bir kitle de var eminim.


Dizinin ilk bölümü bu akşam, bilgilere.
Fragmanları şuradan izleyebilirsiniz.

30 Ağustos 2010

Emmy Seni Dexter Temizler


Evet sayın seyirciler ağzımı bozma aşamasındayım.
Ayıptır günahtır yapmayın etmeyin canlarım cicilerim..
Bıkmadınız mı Mad Men'den.? Her sene her sene Mad Men mi seçilir, bu ne ya?
Dexter alamadı efendim, "En iyi Drama" ödülü yine Mad Men'e gitti . 
Caaaanım Dexter'ın hakkı yendi evet kesinlikle hakkı yendi. Tamam 3. sezon çok iyi değildi geçen sene alamamasını anlarım ama 4. sezondan bahsediyoruz arkadaşım.
Tamam Mad Men de kesinlikle güzel ama Dexter'ın 4. sezonu başkaydı. Ağlamak istiyorum bildiğin aaa..

Neyse üzülme sen yavrum biriciğim Dextercığım, bu sezon öldürmeden önce porno kaydı çekersin, bu da senin yeni fantezin olur mesela, he olmadı benimle evlen biz yaparız bir şeyler.. Alalım bu ödülü seksse seks arkadaşım..

Dexter'ın 5. sezonu da geliyor bu arada. "26 Eylül" yazın bunu kenara köşeye. 
Hiiçbir fikriniz yoksa Dexter hakkında oturun izleyin geçmiş sezonları, adamı hasta etmeyin. Aaaa zaten regl olmak üzereyim, salarım sinirlerimi üzerinize uğraşırsınız sonra.

19 Mayıs 2010

19 Mayıs 2010 Tarihli Doktorum Programı

19 Mayıs 2010 Tarihli "Doktorum" programından dolayı Kanal D'yi ve Doktorum programını kınıyorum.

Doktorum programı uzun zamandır takip ettiğim, sevdiğim, takdir ettiğim bir programdı. Ta ki bugüne kadar.

Kimine göre çok da büyütülecek bir şey değil belki ama herkesin emek verdiği konular var, verdiğiniz emekler hiçe sayılıyorsa kızarsınız, sesiniz çıkar, doğrusu da budur.

Bugün Doktorum programının konusu "Cinsel Kimlik Gelişimi ve Güvensizlik"'ti. Konuk olarak da Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin vardı.

Programda defalarca kadının rolünden bahsedildi. Çocuk yetiştirirken cinsel kimlik edinimi açısından dikkat edilmesi konulardan bahsedildi. Sayın Keskin, "model alma"dan bahsetti. Cinsel Kimlik ediniminin model alma yoluyla gerçekleştiğini ve doğru modele ulaşmış çocuğun cinsel kimliğini daha sağlıklı kazanacağından bahsetti. "Anne güvenin, baba gücün sembolüdür." dedi. Cinsel kimlik kazanımının temel bilgilerindendir bundan. Bu görüşlere ek olarak çeşitli görüşler de vardır neyse kızdığım noktaya gelelim.

Sayın Keskin, belki bunları kendi inandığı için söylemedi ve belki neyi işaret ettiğinin de tam olarak farkında değildi, bundan dolayı onu yargılayamam sonuçta toplumsal bir konudan değil tıpla ilgili bir konudan bahsediliyordu. Ancak, çocuğunda karşı cinse ait özelliklerin baş gösterdiğini düşünen bir anne programa telefonla bağlandıktan sonra işler biraz daha değişti. Sayın Keskin, üzerine basa basa anne modelinin baskın olması durumunda bu gibi durumlarla karşılaşılabileceğinden bahsetti. Eğer baba biraz pasifse, otoriter değilse böyle olabilirmiş..

Bunlardan anlayan ve toplumsal konularla da ilgilenen biri için anlaşılmayacak bir şey yok ama biliyorum ki bu söylenenleri sağlıklı bir şekilde yorumlayacak izleyici yok denecek kadar az. Bir sürü ailede hâlâ "evin reisi" diye bir tabir kullanılıyor ve bu ulu ünvan(!) babaya veriliyor. Siz şimdi çıkıp da "Baba otoriter olmalı" derseniz,  zaten otoritesine bahane arayan babalara gün doğmuş olur. Niye, çünkü çocuk cinsel kimliğine sağlıklı ulaşsın. (!)

Bilgiler yanlıştır şöyledir böyledir demiyorum ama önemli olan, bu tür bir programda böyle önemli bir konu bu kadar yüzeysel bir şekilde anlatılmamalı. 3 saat süren programı kim bilir kaç kişi izledi ve yanlış bir görüş edindi.

Önemli olan, toplumsal değişim sürecinde ilkel ataerkil düzeni vurgulamadan çocuğun nasıl sağlıklı bir cinsel kimlik edinebileceğini belirtmektir. Doktor o zaman doktordur..
Şimdi herhangi bir doktorun dişiniz ağrıdığında rakı için demesiyle, şu verilen bilgi arasında bir fark göremiyorum. Eskiden dişi ağrıyan rakı içermiş ama şimdi diş hekimine gider, gerekli müdahale neyse yapılır, değil mi? Rakı içmek belki de gerçekten diş ağrısına iyi geliyordur ama bunu bir doktorun önermemesi gerekir. İşte, beklediğim de buydu kendi adıma..

Tüm bunlardan dolayı da işte, 19 Mayıs 2010 tarihli Doktorum programından dolayı Kanal D'yi ve Doktorum programını kınıyorum.
Sessiz kalamazdım, takdir sizin.

17 Mayıs 2010

Survivor | Kızlar VS Erkekler

Türkiye'den kaliteli işler çıkmamasına alıştık. 
Acun Ilıcalı'nın bunu ispat etmeye çalışmasını ise anlamış değilim.
Vakti zamanında yarıştırdığın, iyi kötü bir şekilde şansını denemiş insanları tekrar alıp "Yok abi illa para vereceğim ben size" diyerek yeni bir yarışmaya dahil etmesi neden.?

Saçma sapan işler işte. Dündü sanırım izledim yine, en son Seda konuşurken annem "Bu ne, bunu mu izliyorsun?" diye böğürünce ne izlediğimin farkına varıp çevirdim. Böyle mal gibi izliyorum bazen programları. TV kültürüm buradan geliyor, Abiye Kuzu gibiyim.

Bu yarışmacılar kutulu yarışmada birbirleri için ağlıyorlardı ama şimdi kavgadan ağız dalaşından geçilmiyor. Zamanında biri sormuştu "Niye ağlıyor bunlar başkası için?" diye, "Abicim rekabet yok bu yarışmada, ondan ağlayabiliyorlar, rekabet olsa yer bunlar birbirini" dedim. Nitekim Acun sayesinde gördük ki bu tespitim doğruymuş.
Bir de merak ettiğim bir şey var. Bu insanlar hani, sinerjik insanlardı. Buna dair en ufak bir şey göremiyoruz bu yarışmada. Sinerjileri diğer yarışma içinmiş sadece. "Hadi el ele verelim tokluk hissedelim, hadi sinerji sinerjiii" demelerini bekliyorum.

Bu yarışmalar zaten illet bir şey, bir de iyi yapılmazsa hepsinden illet oluyor. Adamlar kavruldu sıcaktan, tanınmaz hale geldiler, zayıfladılar. Kızların dip boyaları geldi, regl bunalımı açlıkla da birleşince oturup birbirlerini yiyorlar. Ne hırsmış arkadaş.. 

Caaanım balıkları avlıyorlar, garip garip güzel güzel balıkları.. Hamsi değil ki bu bol bulunduğu ne malum.. Ben bu insanlar adadan gittikten sonra adanın alacağı hali merak ediyorum. İnsan işte, illa rezil edecek kendini, ayak bastığı yeri haşat edip dönecek..

Velhasılı kelam, kötü hareketler bunlar. Ben sevmedim yine.
Amaç bu zaten sanırım sevmeyelim ama izleyelim. İnternet araştırmamdan sonra, çok da dikkat çekmediğini söyleyebilirim bu yarışmanın ve bunu da aynı isimlere yer vermesine bağlıyorum. Yeni isimler olsa bir ihtimal daha çok izlenebilirdi. 
-

21 Nisan 2010

Saba Tümer'de Volkan Konak



Müthiş eğlendim efendim, hatta ailecek eğlendik.

Volkan Konak sevilmeyecek adam değil zaten, sesi güzel, yetenekli, zeki, hoş sohbet bir adamceğiz. 

Malum Pepsi reklam kampanyasıyla ilgili haberler çıktı. Pepsi, reklamlarda oynaması için 1 milyon dolarlık bir teklif sunmuş ama Volkan Konak bunu "ABD sermayeli bir firmanın reklamında oynamam ben" diyerek reddetmiş. Olay bu şekilde yayıldı.
Volkan Konak, Saba Tümer'de işin aslını açıkladı. "Evet böyle dedim ama sadece Pepsi için değildi bu, ben ne parti seçim müziği ne film müziği yaparım, ne reklamda dizide oynarım benim işim müzik, kendi müziğimi yaparım" dedi. "Pepsi yetkilisine de ilettim gelin konserime sponsor olun sizin markanızda konserler yapalım ama reklamda oynamam dedim, Pepsi'den çok reklamda oynama fikrine hayır dedim ben" dedi. Yani cümleler tam bu şekilde değil ama anlattığı şey buydu işte. Bir de ekledi "Başka reklam teklifleri de aldım, hatta bir firma 2  milyon dolar teklif etti" de dedi.

Volkan Konak, "aksi, huysuz, nalet" bir adam gibi görünüyor belki ama çok sevimli geliyor bana. Keza şarkıları da bir o kadar güzel.. 

Ahanda bu da Volkan Konak'tan Feriğim:


20 Nisan 2010

South Park - Malum Bölüm Hakkında

Birazcık eskidi bu haber esasında ama yazmadan duramadım. 
Abuk sabuk sohbet siteleri var ya hani yabancılarla konuşmak için, birkaç kez başıma geldi Türk olduğumu söyledikten sonra pis müslüman denilerek kapatıldı pencere. Böyle de enteresan bir ünü var müslümanların hem de sırf saçma salak terör örgütleri yüzünden. 
Neyse efendim konumuz: South Park. Daha önce de İslam peygamberini göstermişlerdi, ama bu sefer biraz farklı durum. Şöyle bir ekran görüntüsüyle ifade etmem gerekirse:


Ortadaki bear, İslam peygamberi olarak anlatılıyor. 
Espriydi şuydu buydu tamam da bu şekil neden? Birilerinin hassas olduğu bir konuda neden bu kadar ısrarla duruluyor? İslam dini istememiş işte bunu, uygun görülmemiş, sen neden ısrarla bunun üstünde duruyorsun? En en en basitinden bakarsak işe, kimse anasına bacısına küfür ettirmiyor, ruhsuz Dexter bile gitti karısının öpüştüğü adamı yumrukladı, herkesin hassas olduğu bir şey var değil mi.? İslam'a inananlar da peygamberlerine saygı gösteriyor, onunla ilgili konularda hassas. Neden hakaret etmenize izin versinler ki? Tepki gösterince de amaaan canım siz de pek anlayışsızsınız, geri kalmışsınız, müslüman şiddeti, gelin bir de bombalayın bari zip zip zip..
İslam savunucusu falan değilim. Anlatmak istediğimi anlatabildim mi emin değilim ama olsun bakalım hayırlısı.

+Haber

Bahsettiğim bölümü merak edenler için 200. bölüm. Yanılmıyorsam da 14. sezonun 5. bölümü. Yani izlediğim sitede böyle diyordu.
Hatta siteden buraya aktarmamda sorun yok sanırım. Ahanda o bölüm:
1.parça




2.parça



Açılmaz ya da herhangi başka bir sorun olursa şurada var efenim.

18 Nisan 2010

Mehmet Ali Birand Saatleri

Mehmet Ali Birand'ın saatlerine kafayı takmış tek kişi olamam değil mi?
Ne zaman haberleri izlesem o saatler gözüme gözüme sokuluyor, gafları yakalayamıyorum ama haksızlık bu!
Aslında sorun saat de değil, çoğu insan saat kullanıyor da kimse onun kadar burnumuza sokmuyor saatini. 
Tek tek fotoğrafları eklemek isterdim ama istediğim görüntü kalitesini bir türlü bulup da şeyttiremedim. Sorun değil, ne zaman Kanal D haberi açsak o saatlerden görüyoruz zaten, tabii Deniz Arman yoksa.. Deniz Arman'ın da tükürükleri var. Sanki böyle yüzüme gelecekmiş gibi uzak duruyorum ekrandan, böyle de bir gerizekalıyım ama olsun..

Evet neyse. Öyle işte. 

Şimdi baktım da tek ben değilmişim. Gazeteciler.com'dan resimleri alıyorum efenim bakın bakın:



4 Nisan 2010

İrfan Değirmenci Kanal D'de


Medyatava'da okudum, sevindim çok.

İrfan Değirmenci, Fox'da sabah haberlerini sunan zatı muhterem hani, artık Kanal D sabah haberleri ona emanet olacakmış okuduğuma göre. İrfan Değirmenci hakkında yazayım yazayım dedim böyle güzel bir haberle kısmetmiş. 

Yasemince ve Olacak O Kadar'a rastladığım zamanları saymazsak Fox izleyen biri değildim ben ta ki İrfan Değirmenci'ye rastlayana kadar. Abartmıyorum, çok başarılı sabah haberlerinde. Samimi en başta ve bunu çok güzel yansıtıyor izleyiciye. Haberlere basit yorumlar yapmıyor, mailleri okuyup alakasız sorulara bile şakır şakır cevap veriyor. Enerji dolu, sabah elimde çayım oh mis, açıp izliyorum valla. 

Şimdi Fox'tan Kanal D'ye geçince daha da bir iyi oldu sanki. 

Kariyeri daha da daha da güzelleşecek göreceksiniz. Reha Muhtar gibi de değil üstelik, kimse ona "Daha dün Yunanistan'dan bildiriyordun." diyemez, çünkü İrfan Değirmenci başarıyı hak ediyor. Üslubu, ses tonu, iletişimi fark edilir derecede özgün ve özel. Televizyonda yıllardır kimseyi bu kadar beğenmemiştim. Başarılarının devamını diliyorum.

Yalnız bir öneri, spiker sonuçta dünyayı kurtarmıyor bu adam, bu kadar çok gitmeyin üstüne, "Bence Sen de Haklısın" demekten yoruldu artık sanki.

Ayrıca Kanal D, hafta sonu ana haber bültenlerini de İrfan Değirmenci'ye bıraksa çok daha iyi bir iş yapmış olacak.!!

31 Mart 2010

Çok Güzel Hareketler Bunlar mı Acaba?



Bu videoda çalan müzik tanıdık geliyor değil mi hepimize? Evet müzik Deniz Erdoğan ya hani.. Neyse dilerim bunu düzeltirler en kısa zamanda. Youtube videolarını göremeyenler için Fizy linki:

Asıl bahsetmek istediğimse Çok Güzel Hareketler Bunlar'ın artık rayından çıktığı. "Böyle spor mu olur?" A.Q. Evet çok şeker, süper yaratıcı çalışmalar bunlar. Lise öğrencisine söylesen tebessüm edip geçer buna belki "Çok komiksin lan haha" deyip küçümser. Ulu bir ulusal kanalda yayınlanan programın içinde olacak şey mi bu? Hayır lafım A.Q. muhabbetine değil, bu kadar basit bir espriye bile sığınabilenlere. 

Özetle espriler iğrenç, artık kelime oyunlarının modası geçti birinin bu insanlara bunu söylemesi gerek. Zeynep Koçak'ı ayırıyorum ama bir yere, o güzel eğlendiriyor seyirciyi en azından beni.

Program içinde Yılmaz Erdoğan'ın zıp zıp çıkıp yorumlar yapması o yorumlar sırasında curcuna çıkması berbat bir hale getiriyor programı. Siz bu adamlara film de yaptınız demek ki artık yalnız başlarına da uçabilirler, bırakın artık bu ekibi. Toptan değiştirin gitsin bence. Yenileri alın artık. Gerçekten kaliteli esprilerle kaliteli işler çıkarabilecek bir sürü "genç" var. 

Başlarda bu programı sevmiştim. Çünkü şimdiki gibi değildi hiçbir şey. Seyirciler yetişkindi, zekiydi, çevikti. Oyuncular izleyenlere saygılıydı. Oyunun ortasında yanlış bir şey yaptıklarında utanırlardı pişkin değillerdi şimdiki gibi. Şimdiki gibi sırf millet gülsün diye belden aşağı espri kullanmıyorlardı. Yapsalar bile yerindeydi, mide bulandırmıyordu ama baktılar tabii bu esprilere daha çok gülüyor millet eh yay gitsin.. Oldu mu bu şimdi? Olmadı bence.. Bu kadar belden aşağı espri kalitesizliğin, yaptıkları işe güvenmediklerinin göstergesi. Bir de o mini mini seyircilerin mide bulandıran çığlıkları.. "Önermesi ne?" sınavı. Sen önermeyi doğru düzgün sunabilirsen bunu sormana da gerek kalmaz herhalde. Çoluk çocuk gürültü patırtı, başım şişti izlerken. Star Wars da bitti, kutup ayısı belgeseli izleyebilirim sanırım bulursam.

Velhasılı kelam, bu programa acilen ayar lazım, yoksa anca "Giden Günlerim Oldu Oğuzhan"'la ilkokul çocuklarını eğlendirmeye devam ederler hem de küfürlerle..

29 Mart 2010

İşsizlik Sorunu Seçim Sonuçlarını Etkiler mi?





Arena'nın bu geceki konuğu araştırmacı Adil Gür. İşsizlik üzerine "güzel" rakamlar duyulacak bu gece. İşsizliğin boyutları, toplumun ne kadarının işsizlikten etkilendiği üzerine güzel bilgiler alacağız. 


Fikrimce hükümet de izlemeli bu programı, ilgi alanlarına girse iyi olur hani. Balık tutmayı öğreten bir hükümeti herkes ister zannımca. 

Ayrıca ben naçizane bir öneride bulunmak istiyorum hükümete. Ülkenin halihazırdaki şartlarını düşünecek olursak gerçek açılım, insanların karnını doyurması için imkan sağlamaktır bence. Açılım yapmaya çalıştığınız her kesimi içine alan evrensel bir küme çünkü "işsizler ordusu" bu yüzden bu soruna odaklanılsa daha iyi bir iş yapılmış olur derim ben.

Kanaltürk'te Sansürsüz Cübbeli Ahmet Hoca

Cübbeli Ahmet Hoca, enteresan bir isim. İlgi alanıma girdiğini söyleyemem ama konuşmalarını dinlemek hoşuma gidiyor, eğleniyorum resmen. Tek kusuru paraya pula düşkünlüğü. Çok çok lüks bir hayat sürüyor ve bu benim öğrendiklerime çok ters açıkçası. 

Cübbeli Ahmet Hoca, kim ne derse desin zeki bir adam, zekasını kullanarak kaliteli espriler yapabiliyor bu konuda Cem Yılmaz'ı aratmıyor. - Cem Yılmaz'a bayılan biri değilim o ayrı- 
Neyse efendim bugün Sansürsüz programının konuğu Cübbeli Ahmet Hoca idi ama programı başarısız buldum. Fatih Altaylı kadar iyi ağırlayamadı konuğunu Yiğit Bulut. Konuğu konuşurken sürekli bilgisayar ekranına bakıp gelen mesajları düzenledi. Tamam gelen mesajları önemsiyor hatta programı bu mesajlar üzerine inşa etti amma velakin bu görüntü bende kanal değiştirme isteği uyandırdı, o derece rahatsız etti. Fatih Altaylı kadar iyi hazırlanmamıştı programına, kanaatim bu. Sorular güzeldi ancak ağırlamanın başarısızlığı bende sinir yaptı. Söylemeden geçemem ve artık Kanaltürk bence Cübbeli Ahmet Hoca'nın üzerinden reyting avcılığını bırakmalı, bu son olsun bence çünkü artık bu durum itici olmaya başladı. 

Söyleyeceklerim bu kadar. Bildiğim kadarıyla program devam ediyor şu anda ama sıkılıp ayrıldım ekran başından.

25 Mart 2010

En Yeteneklimizden Sonra Sıra En Güzelimizi Seçmeye Geldi







Miss Turkey 2010 finalistleri belli oldu ya hani, hiç adetim olmamasına rağmen ne menem şeylermiş deyip bir göz attım resimlere. Rabbim yaratmış tabii hepsini bir şey diyemem, hoş kızlar da işin aslı ama işte sadece hoş kızlar. Sokağa çıktığımda çok daha güzellerini görebiliyorum açıkçası. Hani önceden, "Tamam yüzleri pek güzel olmasa da fizikleri güzel, herhalde o yüzden seçiyorlar" diyordum ama baktım arkadaş fizikleri de öyle ahım şahım değil.


Bir güzellik yarışmasına neden katılır insan hiç anlamam. Yani nedir bunu bu kadar önemli kılan. Gerçi bir sürü şey sıralayabilirim tabii ama bana ters açıkçası. Erkek olsun kadın olsun yakıştıramıyorum kimseye bunu. Mankenliğin bu şekilde abartılması beni huzursuz ediyor. Ciddi ciddi bir özendirme var toplumda. Hayır mankenler kötüdür demiyorum ama o bedenlere erişmek için canından olan insanlar var. Toplumcak psikolojimizi derinden etkiliyor. Bir yorum okumuştum sanırım. Kadın şöyle diyordu: "Kocam bana reklamlarda gördüğü seksi iç çamaşırlarından alıyor sonra ben giydiğimde sende onlar gibi durmuyor diyor, beni beğenmiyor." Bu sağlıklı bir insan davranışı mıdır yani? Böyle saçma beklentilerle bir sürü erkek yatakta başkasını hayal ediyor. O kadın ne yapmalı, normalde heyt beğenmiyorsan çekip git demeli ama çocuk oyuncağı değil ya hani bu işler, zayıflayacağım diye didinecek olmayacak estetik ameliyat olmayı düşünecek belki olacak sonra orasını burasını büyütürken başka bir yerini sarkıtacak, o ameliyattan bu ameliyata koşup duracak. Hoş değil bu özendirme. Bu yarışmaları gizli de yapabilirler bu kadar bağırmaya gerek yok, ki eminim canlı da yayınlanır televizyonda. 

Bir zamanların nü tablolarında heykellerinde olduğu gibi koca memeli kadınlar, göbekli erkekler de var bu hayatta, yani halen bir yere gitmiş değiller buralardalar. Şahsen üçgen vücutlu bir erkek olmadığımı söyleyebilirim ve karnımda da baklava deseni yok açıkçası o yüzden de eski akım yeniden canlansa işime gelmez değil hani. 

Finalistlerin resimlerine şu sayfadan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca hanım kızlara şöyle bir bakınca birbirlerine ne kadar benzediklerini de göreceksiniz, şahsen hiçbirini ayırt edemiyorum. Sadece bir hanım kızımızı Adanalı dizisinden biliyorum o yüzden onu seçmek zor değil hemi de sarışın en azından. Fark göremiyorum, ya sen?

22 Mart 2010

Yeteneksizmişiz Gerçekten | Yetenek Sizsiniz Türkiye

"Yetenek Sizsiniz Türkiye"
Türkiye portresi derler ya hani, öyle gerçekten. Türkiye hakkında fikir sahibi olmak isteyene bu programı izleteceğim artık. Zira kendini acındırmalar, orijinal olmayan yanlış fikirlerle dolu saçma bir program izlettiler yine bize.
Yetenek nedir diye tartışacak değilim ama henüz ilkokula giden bir öğrenci hızlı şarkı söylüyor diye yarı finale kadar geliyorsa bilemiyorum artık. Tencere çalan bir adam sırf gözlerinin görmediğini söylediği için de finale geliyor, hey maşallah. Engellilere düşman zannedebilirsiniz ama öyle değil işte durum. Engellilere acımak, engellilere destek olmak demek değil ki, sırf acıdıkları için çocuklara ve engellilere karşı saçma bir ilgi gösterdi çok değerli jüri üyeleri. Profesyonellikten eser yoktu. Engellilere bu şekilde destek olunmuyor aksine çıta düşürüldüğü için yeteneklerinin körelmesine de neden oluyor bu durum.

Birinci olan gençler, Bilal Avcı - Uğur Karameşe, biraz daha çalışmayla harika gösteriler düzenleyebilirler buna inanıyorum ama orijinalliğe gelince maalesef onlar da kaybediyor gözümde. Dünyada popping dans yapan yedi kişi var iddiasındalar ama basit bir Youtube araştırmasında bile sayısız performansa rastlıyoruz üstelik hiçbiri de diğerine benzemiyor. Bilal Avcı - Uğur Karameşe ikilisini tebrik ediyorum. Yine de güzeldi gösterileri ve "hiç yoktan iyidir" denilebilecek bir sonuca ulaştırdılar bizi. 

Gerçi jürinin finale kadar taşıdığı sıradan bir kişi birinci gelseydi de Acun'un yüz ifadesini görseydim de demiyor değilim.

Buyrun final performansları:


5 Aralık 2009

Yol Arkadaşım


Çağan Irmak'ı sanırım uzun zaman daha affedemeyeceğim.. Yol Arkadaşım gibi kadına saygı gösteren, kadını hisseden, tanıyan mükemmel bir dizinin senaryosunu yazdıktan sonra sen git Issız Adam gibi dandik bir film senaryosu yaz. Yaşlandığında bu film için pişman olacak eminim.

Ben pek dizi izleyen biri değilim. Canım sıkıldığında televizyonda ne varsa onu izlerim o arada alakasız bir dizi çıkmışsa eğer oturur onu da izlerim nasılsa işim sadece dizi izlemek olmuyor televizyona bakarken. Neyse işte, bütün bölümlerini izlediğim ilk dizi Çemberimde Gül Oya'ydı. Mükemmeldi.. Ama dizi izlemek için bir hafta bekleyecek sabrım olmadığı için hafta içi yayınlanan tekrarlarını izlemiştim. Hatırla Sevgili yine aynı şekilde, 7 Numara yine aynı şekilde ve Yol Arkadaşım..

Yol Arkadaşım bana güç vermişti. Geçen sene sabah erkenden kalkma sebebim olmuştu, 9'da beni kaldıracak şey gerçekten çok çok önemli olsa gerek ama değil mi? Kalkıyordum önce dizimi izliyordum kahve eşliğinde. O zamanlar büyükbabam da vardı, bazen o da izlerdi benimle. Öyle işte, kadının saçma sapan amaçlar için kullanılmadığı gerçek bir diziydi o ve senaristi Çağan Irmak'tı. Bütün oyuncular özenle seçilmişti belli, rolüne yakışmayan kimse yoktu. Yönetmeni de tebrik etmeli. Neyse işte..

Issız Adam sinemalara düştükten sonra, herkes hakkında bir şeyler yazmaya başlamıştı yazılanlardan okuduğum kadarıyla dandik ötesi bir filmdi. Künyesine bakmaya bile tenezzül etmemiştim işin aslı. Belki bir aydan fazla zaman geçmişti, bir arkadaş "Bunu Çağan Irmak'ın yaptığına inanamıyorum." dedi. Tepkim sadece "Ohaaa" idi. Yakıştıramadım arkadaş, nasıl bir hayal kırıklığı yaşadım anlatamam. Geçenlerde burada işte canım çok sıkılmıştı ve Çağan Irmak'a belki de haksızlık ediyorum dedim ve izleyim bakalım şu filmi dedim. Demez olaydım ileri ala ileri ala 15-20 dk'da bitirdim filmi.. Dayanamadım çünkü.. Öyle işte.. Ulak'ı izlemeye doyamamıştım hey gidi..
Ben şimdi tekrar Yol Arkadaşım'ı izliyorum, baktım izlemeye doyamadığım dizi yok ondan başka.. Bütün oyuncular ayrı ayrı o kadar etkileyici ki, keza hikaye de öyle.. 

İzlemeyenler bir yerlerden bulup izlemeli, özellikle de kadınlar.. 


25 Nisan 2009

Diziler Filmler


Dizilerde, filmlerdeki böyle bazı bazı saçmalıklardan bıktık artık, bir yenileyin kendinizi.

Kaçırılan kızların hiçbiri "özel gün" nedir bilmez mesela, Rabbim onları muaf tutmuş. Aylarca kilitli kalsalar bile yok anam bir kere bile kanamıyorlar. Kaçıran manyak herif de tepsiyle yemek getirir ama ne bileyim yanına bir paket ped koymaz. Ben buna sinir oluyorum.

Sonra bir önceki yorumun yazılarında konuşurken yine aklıma geldi. Issız adaya düşerler misal, taş gibi hatun ada hayatı boyunca taş gibidir hep. Bizde mi anormallik anlamadım ki, biz iki gün aynaya bakmasak kaşımız çıkar bıyığımız çıkar, ne bileyim ağda zamanı gelir sonra sonra.. Issız adadaki zavallı adam gider koalaya aşık olur da gene bize aşık olmaz. Şampuansız bir hayat düşünemiyorum mesela, tamam yeşil sabun da olur ama olsun yani, bit düşer okyanusa gir çık gir çık..

Bir de yine bindir bir gece dizisinde gördüm kadın bileğini kesti. Ya hiç mi bilek kesmediniz anam siz. Bilekten kan öyle mi akar.. Atar damar var orda fışkırması lazım o kanın, yok ama bakıyorsun sızıyor. Yıllardır hep aynı şey, hayır bunun tekniğini bulamıyorsanız koymayın o sahneyi. Yine aynı dizide işte kadın bileğini kesti sonra naptım ben allahım diyerek hastaneye gitmeye karar verdi. Kapıdan bir çıktı anaa kıç kadar ara sokakta taksi üstelik boş. Ya bi git ya bir git.. Bari arasaydı yoldayken ne bileyim otostop falan çekseydi..

Kimse tuvaleti işemek için kullanmaz. Biri tuvalete gidiyorsa bilin ki tuhaf bir şeyler olacaktır. Ya sevişirler ya kılık değiştirirler ya silah/uyuşturucu saklarlar ya adam öldürürler.. Bütün pis işler tuvalette döner işemek hariç. Ha bu tuvalet bar tuvaleti ya da ıssız bir benzin istasyonunun tuvaletidir.

Bir de barmenlere hastayım ben. FBI bile onlardan haber alıyor çok ilginç bence. Abi ben yeni girdim işe, staj sayılır Turizm Otelcilik öğrencisiyim diyen barmane rastlamamış olmam garip bence.

Bir de para kazanmak çok kolaydır filmlerde. Parasızlığı bir Küçük Emrah yaşadı dünyada. Mesela bir Aliye vardı. Kadın bir elbiseyle çıktı evinden ama en son gördüğümüzde jeep vardı altında. Enteresan bir başarı hikayesi.

Aha aklıma geldi bir de şey vardır. Yanı başında ev telefonunu açmak için kesinlikle o telefona uzunca bir süre bakmak gerekir. İzliyorsun önce, sonra açıyorsun. Cep telefonu açarken ise arayana hiç bakmıyorsun bu beni uyuz ediyor. Ayy daha bissürü bunlardan da şimdi bunlar geldi aklıma..

Resmin konuyla en ufak bir ilgisini bulamadım. Olsun içimden bunu eklemek geldi :)

12 Nisan 2009

Yasaklı Memeler


Flaş Flaş.. Flaş..
İşte o yasak memeler..!!

Memeler baş kaldırmış memeler baş kaldırmış... la la la..
Selvi Boylum Al Yazmalım Kesik Sahnelim..

Bugün Star denilen kanalda Selvi Boylum Al Yazmalım'a rastladım. 5856122. kez izlesem fena olmaz dedim. Başladım izlemeye.

Hani o sevdiğimiz sahnelerden biri: İlyas, Asya'nın görücüsünü henüz görmemiş oluşunu garip bulur. Ya şöyleyse ya böyleyse diye onun aklını karıştırmaya çalışır. Gözlerini kapatıp ellerini kaldırıp Asya'ya doğru yürür. O sırada eli yanlışlıkla Asya'nın memelerin değer. İkisi de utanır ama ikisinin de hoşuna gider bu küçük temas. İzleyici olarak benim de hoşuma giderdi her defasında. Ama Star mıdır nedir onun hoşuna gitmemiş sanırım. RTÜK Asya'nın görünmeyen memesine de karışıyorsa artık ne tür bir anlayışları var Allah bilir, küçük beynim almıyor. Gerçi reklam ineğinin memeleri bile şikayet edildi bu ülkede, özel günlerde sizi anlayan bir sevgili de şikayet edildi "nişanlı" oldu. Sevgililer aptaldır sizin regl olduğunuzu falan anlamaz onlar. Nişanlı olunca amenna ona her şeyinizi anlatabilirsiniz. Ne aradınız Asya'nın memesinden ya, anlamadım ki..

Geçen CNBC-e'de de kestiler caaanım sahneleri.. Ne var yani, bir kadın bir kadınla öpüşemez mi, çok utanç verici aaaaa.. Sen aç da şeyinden utan diyesi geliyor insanın. Çocukları koruyalım derken yetişkinlerin sinirlerini bozuyorsunuz. Aseksüel olsun bütün çocuklar.. Ne mutluuu..!!
Cinsel kimliklerini falan bulamasınlar e mi?

Oyyy
Daraldım yeminle..!

21 Mart 2009

Yaprak Dökümü


Ayrıca Şevket'i de ne güzel yerleştirmişler resme :)

Televizyonda izlediğim iki program var biri "Sünger Bob" biri de "Yaprak Dökümü" evet birbirleriyle uyumunun farkındayım. Sünger'i sevdiğim için izliyorum hadi de, Yaprak Dökümü bana göre değil ki. Olsun ama içimde gizli kalmış ev hanımını tatmin amaçlı sanırım bu. Daha işte son bir iki aydır izliyorum. Kitabı hatırlıyorum da, bu kadar uzun olsaymış yanmışmışız arkadaş.
Döküle döküle bitmedi o yapraklar sanırım 265461 bölümdür hazanda dizi. Reşat Nuri sen bu işi bilmiyorsun adamım, bak elalem nasıl kurguladı, utanmalısın kendinden.
Neyse ben hâlâ Leyla mı büyük Necla mı bilmiyorum. sürekli söylüyor arkadaşım ama yok bir türlü düşmüyor arkadaş napayım. Diyorum aslında KPSS'de falan bunları sorsalar bize. Gerçi bende bu şans varken kesin Leyla mı büyük Necla mı diye sorarlar, ben de otururum aşşa.
Geçen bölüm çok saçmaydı. Allam Türk dizileri ne zaman, zamanda başarılı bir şekilde yolculuk yapabilecek. Ferhunde'nin çocukluğuna gittik ama ben koptum olaydan. Olay bilmem kaç yılında oldu, hesaplıyoruz denk düşmüyor küçük Ferhunde'yle. Gazete haberi dersen dünkü gazeteden kesilmiş gibi. Küçücük gazete haberinden yola çıkarak el aleme yetiştirme yurdundaki kızın bilgileri veriliyor. Ay yok yok bir daha izlemem herhalde.
Ne alaka bilmiyorum ama aklıma geldi,
Bu arada Gary Sinise , Kutsi'ye mi benziyor, bana mı öyle geliyor.?

23 Şubat 2009

İbrahim Tatlıses VS Yıldız Tilbe


Ben Yıldız Tilbe'nin eski halini sevenlerdenim. İbrahim Tatlıses'inse hiçbir halini sevemedim. Yani evet çok da tarafsız olamayacağım.
İbo Şov varmış geçenlerde. İbo Şov'da İbrahim Tatlıses, Yıldız Tilbe şarkı söylerken birden kesip bir şeyler söylemiş sonra da reklama girmiş. Nedir bu? Neyse uzun açıklamaya gerek yok saygısızlık diyerek özetlenebilir bir hadise.
Sonra da Yıldız Tilbe tepki vermiş olsa gerek ki malum erkek zat, "Ben seni zamanında pezevenklerin elinden kurtardım.." gibi bir şeyler söylemiş. Bir "insan" nasıl bu kadar bayağılaşabilir anlamıyorum. Söz konusu dişi kişi de gerekli cevabı verip stüdyoyu terk etmiş. Oh iyi de etmiş. Seyircilerden bazıları da kalkıp gitmiş. Bakalım ne olacak şimdi.
Yıldız Tilbe, Asena gibi değil ondan daha güçlü birçok konuda ama yine de kendisi için korkuyorum. Benim derdim bu erkek kişiyi imparator zannedenlerle. Neyse bu yazının sonu pek parlak olmayacak en iyisi burda kesmek.

Şimdi düşündüm de kadın şarkıcılar toplanıp protesto etseler "Artık İbo Şov'a çıkmayacağız" deseler Allam ne süper olurdu. Nolur olsun hatta.

18 Şubat 2009

Arka Sokaklarda Neler Oluyor?


Salak bir başlık oldu farkındayım neyse..
Ne zamandır aklımda yazacağım deyip unutuyordum yazayım çıksın aklımdan.
Arka Sokaklar diye bir dizi var. Akşam eve geldiğimde tekrarları yayınlanıyor sanırım yeni bölümleri var mı bilmiyorum ama olsun yazayım da ne olur ne olmaz.
Şimdi bu dizi teşkilata saygı sevgi duymamızı falan sağlıyor. Çok şükür.
Kimsenin dikkatini çekmiyor olsa gerek ki henüz sağlam bir eleştiri almadı bildiğim kadarıyla. Dizide alenen işkence ediliyor gözaltında. Biz de oh eline sağlık falan diyoruz sanırım.
İşkence karşıtlarının bile bayıla bayıla izlediğini düşünmeye başladım.
Fıstık gibi bir kız, biraz şapşal ama sevimli bir adam, bir psikopat, bir cillop gibi adam iyi iyi hatta bir de kaslı komiser. Tamam işte süper..
Bir sürü suçla mücadele ediyorlar aman da aman, gözaltına alıyorlar birilerini, bir güzel dövüyorlar. Polisin oğlu hasta, bu nedenle sinir stres yapmış, sinirini gözaltındaki adamdan alıyor. Kafa göz dalıyor adama. Biz de oh eline sağlık hak etti köpoğlu diyoruz. Yani hâlâ yayınlandığına göre öyle diyoruz demek ki.
Arkadaşım, işkence ne biliyor musunuz?
Heh işte o izleyip ağzınızın suyunu akıtan şey işte işkence..
Gerekçeleri olabilir mi, derdimiz ne bizim?
Yunanistan'daki gencin neden öldüğünü biliyor musunuz? Böyle psikopat bir polisin manyak fantezisi yüzünden öldü. Tahrik edip etmemiş olması önemli değil.
Nasıl bir öğretmen deli gibi sinirlense de çocuğu dövemezse bir polis de görevi gereği gözaltına aldığı adama işkence edemez. Yok böyle bir hakkı.
Adamın suçlu olduğundan emin olsa bile polis onun güvenliğinden de sorumlu olan kişidir. Bu meslek böyle bir meslek. Beğenmiyorsan gözün yemiyorsa hiç bulaşmayacaksın.
Azıcık uyanık olalım be, hadi be, ne izlediğimizi bilelim azıcık.
Görevini gerçekten bilinçli olarak yapmayı başaran nadide polislerimize sabır ve kolaylık dilerken mesleğin sorumluluğundan bihaber, belindeki silahı güç zannedenlere de akıl fikir diliyorum.

18 Kasım 2008

FLAŞ... FLAŞ... FLAŞ...


FLAŞ.. FLAŞ.. FLAŞ..
Ünlü feylosof İbrahim Tatlıseks, şov programında toplumsal mesaj verdi.

Ünlü feylosof İbrahim Tatlıseks, şov programında toplumsal mesaj verdi. Sözlerinin toplumsal sorumluluğun gereği olduğunun altını çizen Tatlıseks,
izleyenlerden bol bol alkışlı destek aldı.

İşte o sözler:
"Siz siz olun, eşinize arabanızı emanet de olsa vermeyin..."

İmPARAtoner'in bu sözleri kadın erkek herkesten büyük destek aldı.
Alkışlar stüdyoyu inletti.

Yapılan araştırmaya göre bugün,
erkekler eşlerine otomobillerini vermeme konusunda daha bilinçlenmiş.

İbrahim Tatlıseks'i bu örnek davranışından dolayı kutlar.
Bir an önce kadınlara çalışmamaları, erkeklere eşlerini çalıştırmamaları konusunda nasihatlerde bulunması talebimizi iletiriz.

Türkiye seninle gurur duyuyor..