30 Nisan 2010

PH FM- Banu Kırbağ- Mayıs Ayların Gülüdür

Mayıs, kutlu mutlu olsun. Coşkulu nice güzel mayıslara..

1 Mayıs 1977 - Oradaydım


Kutlayalım ama unutmayalım.

Robot Resim Taktiği


Hem şüpheli kişileri ihbar etme konusunda sorunumuz olduğunu söyleyip bu konuda çalışmalar yapıyorsunuz hem de "Onu aradığımızı anlamasın diye ona benzemeyen bir robot resim verdik" diyorsunuz.
Robot resmi orada burada paylaşıp buna benzeyen birini görürseniz polisi arayın diyenler bir an bile olsa kendilerini salak gibi hissetti eminim ve koşullanma dediğimiz olayı da düşünürsek bir sonraki olayda bu kişiler paylaşmayacak ve paylaşılan resimlere de bakmayacak bile.
Tek boyutlu düşünmek bu olsa gerek.
Ben de bu milleti az buçuk tanıyorsam buna benzer başka bir olayda, gösterdiğiniz robot resme bakıp "Çok da lülü" diyecek. 
Tebrik ediyorum, hakikaten başarılı bir yöntem olmuş. Alkış..

Son Günlerde Artan Tecavüz Haberleri

Evet ne kadar çok tecavüz ya da taciz yaşanıyormuş değil mi ülkemde.?

Lafım medyaya, daha önce bu kadar çok taciz ve tecavüz yaşanmıyormuş gibi hepsini art arda yığmanızın özel bir sebebi var mı?

Daha önce, bangır bangır bağırdığımız halde haber yapmadığınız bir sürü vaka oldu. Tecavüzcüyü sırf Adli Tıp çok yoğun diyerek serbest bıraktılar. Bunları biz yazdık da sizin ilginizi çekmedi bu haberler. Bilmiyorduk demeyin, bahsettiğim davayı magazin malzemesi haline getiren sizdiniz zaten.

Şimdi ülkenin her yerinden taciz, tecavüz, cinayet haberi geliyor ve hepsinin içinde çocuk var. Bunlar birden mi çıktı ortaya? Hayır, bizi insanlığımızdan utandıracak bir sürü olay olduğunu ben bizzat Adli Tıp uzmanının açıklamasından biliyorum. Hepsi basına yansımıyor diyordu. 

Lafım yanlış anlaşılmasın, haber yapılmalı ve hatta sadece suçlu yakalanana kadar geçen süreç değil, suçluların aldıkları cezalar da belirtilmeli ki kişiler yaptırım nedir görebilsin. Haber yapılmasını eleştirmiyorum ama zamanında birini bile haber yapmayıp şimdi hepsini sıraya dizmeniz neden? Benimki sadece merak, kaçırdığım bir şey mi var kendi aranızda.?

Basının bu saçma özelliğinden nefret ediyorum. Ne zaman ülkeyi ilgilendiren önemli bir siyasi gelişme olacak olsa dikkati siyasetten uzaklaştıracak haberler yapılmaya başlanıyor. Buldukları yöntemden midir bilinmez, eldeki haberler bitince, zamanında dönüp yüzüne bakmadıkları olayı bile süsleyip püsleyip haber yapmaya karar veriyorlar.

Basının ürkütücü bir gücü var. Halkı ayaklanmaya götürebilir, istediği partiyi iktidara getirtebilir, halkı istediği kadar uyutabilir de..

Bu yazıyı neden yazdım.? 
Bir şey dikkatimi çekti, anlatayım belki yalnız değilimdir dedim. 
Fesatım. 

Turgenyev - İlk Aşk

Alıntı:



"...

O günden sonra "tutkum" başladı. O zaman yaşadığım şeyi hatırlıyorum da, bir insanın ilk resmi görevine atandığında hissetmesi gereken şeye benziyordu. Basit bir genç adam değildim artık, aşık biriydim. Tutkumun o gün başladığını söyledim, çilemin de o gün başladığını eklemeliyim. Zinaida'nın yokluğunda eriyordum: Hiçbir şeye tam anlamıyla kendimi veremiyor, en basit şeyleri bile yapamıyordum. Günler boyunca sadece onu şiddetle düşünmekten başka bir şey yapmıyordum. Gittikçe eriyordum, ama varlığı beni rahatlatmıyordu. Kıskanıyordum ve kendimi değersiz hissediyordum. Aptalcasına aşağılıktım; yine de karşı konulmaz bir güç beni ona itiyordu ve odasının kapısından içeri her zaman istemdışı bir mutluluk titremesiyle giriyordum.
Zinaida, ona aşık olduğumu hemen anladı, zaten ben bunu gizlemek niyetinde değildim. Tutkum onu eğlendiriyordu. Benimle eğleniyor, oynuyor, bana işkence ediyordu ama buna rağmen, o bunlardan mutluluk duyduğu için, halimden hiç de şikayetçi değildim. Zinaida'nın ellerinde yumuşak hamur gibiydim; ona aşık olan sadece ben değildim. Evi ziyaret eden adamların hepsi sırılsıklam aşıktı ve o, onları gergin bir iple ayaklarının dibinde tutuyordu. Onların içinde değişik umutlar ve korkular uyandırmayı, onları kaprislerine göre eğip bükmeyi eğlenceli buluyordu.
..."

Bahar ve Kelebekler


Bahar geldi, acaba bu bahar gördüğümüz ilk kelebek ne renk oldu/olacak, iki sene önce siyahtı.. Simsiyah bir yıl geçirdim. Geçen senekini hatırlamıyorum alla alla.

Ömer Seyfettin'in "Bahar ve Kelebekler"'inden alıntı:

"çünkü kelebeklerin birer mânâları vardı. ah, siz bunları bilmez, bunlara itikat etmezsiniz.  
beyaz kelebek: sıhhat ve afiyete;
sarı kelebek: kedere, hastalığa;
siyah kelebek: felakete, matem ve ölüme
delâlet ederdi.
beyaz kelebek görünce, talihimizin o sene açık olduğuna, mesut olacağımıza kâil olurduk; bahar çiçekleri altında, beyaz kelebeğin şerefine semâiler okurduk;
büyüknine devam ediyor, ilk defa küme halinde görülen kelebeklerin de umumî mânâlarını anlatıyor,
beyaz kelebek kümelerinin: zenginliğe,
pembe kelebek kümelerinin bolluğa,
sarı kelebek kümelerinin kıtlığa,
kırmızı kelebeklerden müteşekkil, pek nadir görülen meş’um kümelerin mutlaka bir muharebeye,
siyah kelebek kümelerinin fetrete
işaret olduğunu söylüyor, uzatıyor, büyük vak’alardan evvel hep bu kümeleri, o vakit ki kadınların müşahade ederek erkeklerine haber verdiklerini hikaye ediyordu."

Baba, Bana Bağırma

Baba Bana Bağırma

yol ıslanmasın diye
şemsiye açanlara...

baba bana bağırma
bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun
kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler
tenorlar kaçtı ses tellerinden
çevreye saçıldı yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba

baba bana bağırma
bayrak direklerine konan kartalları anlat
uzun uzadıya
nasıl da göremediler avcıları
o keskin gözleriyle vah hah ha
şans yıldızlara özgü bir yalan baba
yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız
savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna

yalanları yazdım defterime hiç unutmadım
radyasyonu radyo istasyonu sanan bakanları
çiğleri, meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen
doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların

hiç unutmadım
sakallarını yüzlerinde
yüzlerini sakallarında unutan adamları
ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını
uğur mumcu'yu biz yapan bombanın

hiç unutmadım
uzak yakın tüm tuzakları baba
yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam ağacısın
kar yüküne dayanamayıp kırılan
ilkbaharı gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
güneşin başına gelenleri
biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba

baba bana bağırma
bir kulağımdan giriyor sözlerin
öbür kulağımı tıkıyor
buenos aires'te olsaydım diyorum içimden
eva'nın peronunda
karanlıktan kuşlar çalan bir tren
bir bıçak kaçağı
tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte
ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde
burada, tam karşında
hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi
yol alırdı saatler
karılarının namuslarını dillerinde saklayan
adamlar vardı bir taraflarda
televizyon kanallarında yitirilen çocuklar
gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar
ve depolara indirilen lenin heykelleri vardı
sovyet rusya'da
kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba

baba bana bağırma
farkında değilsin
arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sırası
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım
yakın tarihimiz için

baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir
nereye kadar gidebilir
bana bağırma baba
kendine bağır
yoksa her şey bitebilir

Akgün Akova