icten sesler korosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
icten sesler korosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2012

Bir Dalda İki Kiraz


Biri al, biri beyaz.

Az önce sigara içerken 10 sene sonra var olup olamayacağımı düşündüm. Zor. Çok zor geliyor, 10 yıl daha yaşamak, yaşayabilmek.

10 yıl önce 16 yaşımdaydım. 16 yaşımda Lise 1'e gidiyordum sanırım. 16-26 yaş arasında liseyi bitirdim, üniversite okudum, sigaraya başladım, işsiz kaldım, sınavlara çalıştım, büyükbabamı kaybettim ve başkalarını, hastalandım, şehir değiştirdim, iş buldum, iş değiştirdim, hayatımın en büyük yalanıyla tanıştım, 5-6 ev değiştirdim, alkole alıştım, saçımı kestim kısacık, kilo aldım, kilo verdim...

1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15 belki 16, 17 adam sevdim. Birini biraz fazla sevdim. Ben hep biraz fazla severim. 

Evlilik hayalleri kurdum, kızımın adını belirledim. Evlilikten tiksindim ve erkeklerden ve kızımı belki oğlumu yok ettim içimden. Adını da sildim hafızamdan.

Hayatımı oturup çizemedim belki, belki bunu hiçbir zaman yapamayacağım.

Şimdi önümde sadece 10 sene olduğunu düşünmek bile... Tekrar benzer acılar yaşamak... O kadar güç bulamıyorum kendimde. Artık mutlu insanlara bakıp "Ne güzel, hep mutlu olsunlar." diyen yaşlı bir teyzeyim. Kedim yok henüz, belki ilerde adı Susam olan bir kedim olur, olursa güzel olur.

Ölümden korkuyorum. Nedenini bilmiyorum, ölümden neden korkar insan? Geride bırakacağı manalı tek bir parçası bile yokken neden korkar ölümden insan? 

Hiç. Aslında hayatımın özetidir HİÇ. Nietzsche falan sikimde değil de, hani içim pek bir HİÇ dolu. Az heyecan, bol susuş. Konuştuğum zamanlar nadir, nadir heyecanlanıyorum. Onlarda da susmam gerek, biliyorum. Geçmişin manası yok, geçmiş manasız.

Erik ağacına çıkışlar, deli gibi erik yiyişler... Bisiklete binişler, tavuk besleyişler, inek sevişler,  kütüphanede delirmeler, bol kitap alışlar, bol kitap okuyuşlar, gülüşler, gülüşler, içten sarılışlar, sarıldığında dinlenişler, koşuşlar, ağlayışlar, yürüyüşler, fotoğraf çekişler...

Sikimde olmayan Nietzsche'nin bahsettiği kişilerdenim belki de. Hayattaki çürümeyi gördüm ve artık eskisi gibi değilim, olamıyorum. En iyi halimde bile heyecan vermiyor hiçbir şey bana. Baktığım zaman hayatıma değer katan her şeyin aslında bomboş olduğunu gördüm ben. Bilinçsizce gördüm, bilinçli gördüm, üzerine düşündüm, düşünmedim; biliyorum hepsini ama artık.

Yaşam... Büyükbabamın bana veda eden gözlerini gördüm, döndüğümde yoktu artık. Ayaklarını öptüm, ellerini öptüm, yüzünü sevdim... Tepki vermedi. Sonra biz onu toprağa koyduk, büyüsün yeşersin diye. Yeşermedi. 

Aşk... Siktir ediniz.

Şimdi nasıl bir hayatım var ben de bilmiyorum. Şu an Araf'ı biliyorum ben. İki hayat arasındaki Araf'tayım. O klasik çizgiden, kimine mutluluk veren çizginin öbür ucundan diğer tarafa geçiyorum. Diğer taraf o la la! Artık klasik hayalleri olan biri olma ihtimalimi çöpe atıyorum. Sabah nerede uyandığımı bilemeyecek hale gelmek istiyorum. Bile bile, bile isteye. Kimine göre ayıp, günah, olmaması gereken... Böyle düşünen insanlar şanslı insanlar, hepsini sevelim. Onlar da biraz sevilsinler. 

Arkadaşlar... Üniversiteden bu yana iki arkadaşım oldu sadece, hepsi bana uzak, uzak!

Biliyorum. Her şey bende, benimle. Bir karara bakar her şeyi tepe taklak etmek... Belki yüzü tersinden daha güzeldir, ben hiç görmedim yüzünü. Benim param hep dik geldi belki de. 

Hiç mutsuz değilim. Hayatımda hiç olmadığım kadar stabilim ben. Mide bulandırıcı. Depresyona girmemek güzel artık ama neşelenememek de bir o kadar acı. Üstelik hiçbir şeyle güzel olamayan bir kafam var. Çok içsem, kussam sonunda sadece uyuyorum. Uykunun amına koyiim.

İçimde hep bir anne özlemi var. Sarılıp sarıldığımda beni anladığını bildiğim bir anne özlemim var. Kimse veremedi bana bunu, annem bile.

İçimden konuşuyorum yine. Dışım bilmiyor bunların hiçbirini, bilmesin, bilmesinler.

Sorun yok, geçti, hepsi geçti. Yazdım ve bitti. 

28 Temmuz 2012

Hafıza

Hep unutuyorum neyi yazacağımı...

* Umumi tuvaletlerden tiksiniyorum.
* Kabızlık fena bir şey bazen, bazen hiç alakasız çok fena.
* "Abi bu insanlar ne diye itip kakıyorlar birbirlerini, e gitseler ya ne uzatıyorlar?" dediğim "slow" kliplerdeki çiftleri 26 yaşında anlayabildim. Yine de gitmeliler bence, zaten gitmiş ki öyle bir şarkı çıkmış, kötü bile olsa.
* İnsan, özleyen bir hayvandır, tıpkı benim gibi. 
* Bazı şeyler insanın yakasını bırakmaz. Karar alır, emin adımlarla ilerlersin ama koca bir duvar çıkar karşına, "höyt" der, "Yolculuk nereye hemşehrim?" Ben derim, "Ben gidiyorum, gidecektim." Ee iyi biraz bekle de beraber gidelim der duvar, beklerim beklerim kımıldamaz. Duvar işte. 
* Günde bir paket sigara benim neyime?
* Maslak'taki inek sayısı giderek artıyor? Farklı bir üreme yolu bulduklarını düşünüyorum, abartısız.
* Geçmiş Yaşam Terapisi diye bir şey gördüm geçen. Önce bir güldüm, sonra acep nasıl oluyor ki bu dedim, sonra yine güldüm. Şimdi öğrenmeye çalışıyorum.
* Klima iyi bir şey aslında ama canımı sıkıyor bazen.
* Bazı şarkılardaki anlatım bozuklukları da canımı sıkıyor. Ben zaten dinleyip söyleyemiyorum da başkasından duyunca da bir silkelenip algılarımı içime çekiyorum.
* Yazan insandan korkmam ben demek isterdim ama cümleyi yazarken bile çürüdü kendiliğinden. Yine de yazan insandan korkmamayı dilerdim.
* Aslında ben tek bir kişi olmayı başarıp beni tarif eden insan üç beş kelime ile beni tarif edebilebilse ben şu anki yeteneklerimin hiçbirine sahip olamazdım. 
* Yeteneğimin köpeği olsunlar.
* Fes, güzel bir şey. İstanbul, festen geçilmiyor. Artık o kadar çok fes görüyorum ki, tiksindim. Bir de geçen Facebook'ta Hac'dan yeni gelmiş bir amcanın profil resminde fesle çekilmiş fotoğraf görünce içim ürperdi. Kırıldım lan! Ayıp amca!
* Güven, çok mühim. Aylar sürdü iş yerimdeki insanlara güvenebilmem ama güvendiğim için yanlarında çok rahatım kendimim. Onları görünce kendimi güvende hissediyorum. İstanbul'da nadir olan şeyler bunlar.
* Devlet daireleri erken kapanıyor, resmi işlerimizi yapamıyoruz ya, ben buna çok içerliyorum. 
* Haberlere ilgim var mı yok mu bilemedim. Bir gün haber sitelerini deli gibi dolaşırken bir gün yüzlerine bakmıyorum. Derdim ne benim?
* Vitamin güzel bir şey. Su da öyle. 
* Aşkın ilk haftasını severim. İlk haftası pek güzel oluyor canım. Sonra 6 ay kadar sevmem ben onu. Bok gibidir zira. 6 aydan sonra basarım göğsüme, daha bir severim. 1,5 sene önemlidir. Bu geçtikten sonra bir'dir aşk. Pek güzeldir. 
*Aşk kelimesinden tiksiniyorum. Hayatımda bir kez kütükçe aşık oldum, kütük birine. Saçma. Adamın tipine bakaydım bir bari değil mi? Yaş zaten 17, yani daha 17!
* Nereden nereye demeyeli uzun zaman olduğunu fark ettim. Hatta belki de hiç sesli söylemedim bunu. Hiç sesli! Bir arkadaş bulup "Ooo nereden nereye vay be!" deyip sarılasım var.
* Saygı duyulan olmacaksam orkid kanatlı olmayı tercih ederim. Dikkat ettim de hep Orkid kanatlı olmayı diğer seçeneğe tercih ediyorum.
* Bu yazının uzunluğu da sinirlendirdi beni, niye uzuyor ki bu? Maddeli yazılar uzun olmaz, madem yazacaktın, maddeleri atsaydın!
* Kendimi soyuyorum, soyunuyorum. Güzel bir şey. Güneşte o kadar yanmayacaktım!
* Mutlaka bir çaresi vardır. 
* Başka Pepee'ler ağlamasın istiyorum, çok üzülüyorum ben Pepee'lere. Pepeecikler, Pepeeler Pepeelerimiz...
* Bir düş gördüm diye başlayan bir şarkı mı vardı, şiir mi bilemedim. Düşündüm düşümden düştüm falan saçma.
* Bazı kadınlar çok güzel. 
* Beğendiğim kadınların/erkeklerin sağır ve dilsiz olmasını tercih ediyorum. Mümkünse hiç konuşmasınlar, konuşturmasınlar. Konuşmak, aptalların işi. Yazarım ben, yazsın o. Yaza yaza büyüyelim. 
* Bir kadına dokunabilirim belki, hani düşünmüştüm bunu ıssız adada uzun zaman kalsam libidonun oyununa gelirim elbet. Hatta buna bile gerek yok. Bazı kadınlar çok güzel ama sadece güzeller. Konuşmam, dinlemem, konuşmasınlar... Issız ada çok ıssız.
* Şimdi saat 16:57, çıksam buradan dümdüz ilerlesem, sağa sola sapmadan. Gitsem 8 km... Hala aynı şehirdeyim. Yürüyerek gidebileceğim bir dinlence arıyorum. Göğüs gibi mesela. 
* Erkeklerin en güzel yerleri göğüsleri. Döş mühim bir şey. 
* Mühim çok şey var. Önceliğimi karıştırıyorum.
* Biri var, yakında biliyorum. Geliverecek, geli geliverecek. Az kaldı.  Alıverecek beni alı alıverecek. Uzun biri, siyah biri, iz bırakmayan biri. Korkuyorlar ya ondan, salaklar, ondan korkulur mu? Bağrıma basacağım sizin için, o mükemmel adamı!

* Ha eşek mi? Debra Sisson diye birine aitmiş, eyvallah.

14 Mayıs 2012

Senin yüzünden

Tam da şu an içimde öyle büyük bir sıkıntı var ki...

Eve dönüp ama gerçek evime dönüp yatağıma gömülmek istiyorum. Geceleri sabaha kadar oturmak, etamin işlemek, satamamak, saatlerce sevdiğin sesi dinlemek, aptal aptal televizyon izlemek, kitapları karıştırmak... Hepsini hepsini öyle çok özledim ki.. Özgürlüğümü özledim.

Geldiğim için pişman mıyım? Hayır. Gelmemiş olsam, hep merak edecektim başarıp başaramayacağımı, hemen dönüp dönmeyeceğimi. Şimdi iyi oldu, biliyorum ki hayatımı istediğim gibi yönlendirebiliyorum. Ben yapıyorum.

Geldiğimden beri o kadar az düşünüp o kadar çok şeyi içime attım ki tabiri caizse şiştim. Bağıra bağıra ağlamak istiyorum. Birinin yakasına yapışıp "Senin yüzünden!" demek istiyorum ama ne öyle bir insan var ne de ben eski benim zaten.

Evet hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı aşikar. Eve dönsem iki güne kalmaz deliririm biliyorum. Yalnızım çünkü evde. Tam anlamıyla, bu sefer tam anlamıyla yalnız kalırım. Eski hayatımı öyle çok özledim ki, her şey eskisi gibi olsaydı keşke.. Keşkeler manasız. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Öyle bir şeyler..
Şimdi hemen bu akşam buradan yok olup evime gitmek istiyorum.
Keşke orada bıraktığım her şeyi yine orada beni beklerken bulabilsem...

Siktir!

7 Ocak 2012

v

Bugün işitme cihazı satan bir dükkanın önünden geçerken "Aa büyükbabama almalıyım, dur fiyatını sorayım." diye düşünüp "Gerizekalı pippi, büyükbaban seni terk edeli iki sene oldu." diyerek vazgeçtim. 
İlk maaşla alınacaklar listemden kaldırabilirim sanırım artık.

25 Kasım 2011

Yol


Hayatımı tamamen değiştirmeyi ben istedim. İyi de ettim pişman değilim ama sürekli odama dönüp yatağımın içinde kaybolma istediğime engel olamıyorum. 
İlaçlarımı da bu yüzden almaya başladım yeniden. Bir de ilaçlarla deneyeceğim, bu istekten kurtulmam şart çünkü. Bir karar verdim ve arkasında durmalıyım.

Yalnız kalmak benim için gereklilik, ihtiyaç, olmazsa olmaz bir şey ve ben buraya geldiğimden beri yalnız kalamıyorum. Kafamı masaya koyup saçma sapan düşüncelerime dalamıyorum, ayakta rüya göremiyorum. Yalnız kaldığım tek yer metrobüs, düşünün ne kadar yalnızım. Herkes beni itip kakarken ben düşünmeye çalışıyorum. Oluyor mu olmuyor. Birçok arkadaşım bana "Sakın değişme, böyle kal." dedi yıllarca. Şimdi bu şehirde içimdeki iyi tarafımı kaybetmekten korkuyorum. 
Ben rahat, umursamaz bir insanım esasında. Dünyada var olan çoğu şeyi umursamadığım doğrudur. "Fark etmez." benim en çok kullandığım cümle mesela. Uzun zaman önce dünyadaki seçimlerin ya da herhangi başka bir şeyin pek de önemli olmadığını anladım. Bu benim için hem iyi hem kötü. İçimde kötü hırs yok, iyi hırsı da çok güzel değerlendiriyorum ama fazlasına gerek yok. Alt tarafı bir koltuk, yarım saat hadi bir saat olsun oturacağın bir koltuk için başka bir insanı, üstelik ihtiyacı olup olmadığını bile bilmeden nasıl itip kakabiliyorsun? Basit şeyler değil mi bunlar, önemsiz şeyler değil mi? Ben neden önemseyip kalp kırmamaya çalışıyorum. Misal son zamanlarda başıma gelen en sinir bozucu şeyi anlatayım:
Evden İstanbul'a geliyordum. Gündüz yolculuğu yapmak zorunda kaldım ama geceden de uykusuzum. İstanbul'a yaklaştığımızda hava da kararmıştı ben de o kadar uğraşıp azıcık sızmayı başarmışım. Öndeki kadın koltuğu şaaak diye bir indirdi dizime.. Bu şekilde uyandığınızı düşünün. Koltuğun arasındaki su şişesi patladı, dizim su oldu ve kadının kocası kadını uyardı, kadın koltuğu geri çekti. Bu kadar; ne bir özür ne bir üzüntü cümlesi... 
Saçını başını yolmak istedim tabii ama yapmadım. Neden "Ne gerek var?" insanıyım çünkü. Bir şey söylesem ben sinirli insanım ayarlayamam kalp kırarım, o cevap verir iş büyür.. Ne gerek var?

Sessiz insanım, kavgayı gürültüyü, ağız dalaşını sevmem, hiç sevmem. Göze de alamıyorum zaten, ayarsız insanım. Biriyle yumruk yumruğa kavga edemem mesela, direkt yok etmeye odaklanıyorum çünkü. 

Özetle, milyonuncu kez de duyduğuma göre normal bir insan değilim. Bana normal bir insan olmadığımı söyleyen bir milyonuncu kişi olan iş arkadaşıma geçen gün ödülünü verdim. 

Babamı özlüyorum bazen. Aylarca eve gidemeyeceğimi biliyorum. Babamı özlüyorum evet, çok şey yaşayamadan gittim sanki ya da bana öyle geliyor. Gerçi bunun sorumlusu ben değilim ama yine her şeyde sorumluluk arayan biri olarak kendimi suçlamaya çalışıyorum. Ne şu an babaannemin beni özlediği için ağlamasında ne babamla annemin bensiz kalmasında suçum var. Biliyorum.

Şimdi yolları istediğim dönemlerden biri. Ben yol insanıyım esasında. Hiçbir yer bana evim gibi gelmiyor, geçenlerde "Erkek olsam evsiz olurdum." dedim evet erkek olsam her şey çok daha farklı olurdu benim için. Neden "erkek olsam" gibi mide bulandırıcı bir öbek seçtim bilmiyorum. İğrenç oldu, söyledikten sonra da utandım işin aslı.
Yollar evet, yol insanıyım ben. A şehrinden B şehrine saatte 90 km hızla giden bir aracın içinde olmak isterdim şimdi, ya da daha hızlı olsun 120 ile gidelim fark etmez. Benim için hiç fark etmez. Kaza geçirip öleceğimi sanmıyorum nedense, "Bana bir şey olmaz, olsa bile umurumda değil." insanıyım. 

Blogda böyle şeyler yazmazdım fazla, ama yalnız kalamamaya devam edersem daha çok okunacak bu yazılar. Maalesef! 

Bence uyumak asıl hayat, çok şeyi kaçırıyoruz millet. Yanlış tarafa çalıştık, bilginize.

24 Kasım 2011

İçten Ses

Sevgili hayat, 
Blogumda nadiren bozarım ağzımı ama arkadaşım sen benden ne istiyorsun, ne istedin.!? Tamam dünyaya gelmeden önce sorduğun saçma salak sorulara "He evet lan havalı olur ben en iyisi tutunamayan olayım" demiş olabilirim de sanki her söyleneni yaparmış gibi bunu neden yaptın hemen!?
Çocukluğumda sıçtın ağzıma, tek laf etmedim. Arabesk çocuğum ben, kader dedim geçtim. İlk gençliğimin de içine sıçtın, ona da kader dedim ama sevgili dümbelek suratlı öküz boklu piç sen neden benim "Tamam artık oldu bu iş, okul da bitti, kendi düzenimi kurar bakarım hayatıma" dememe engel oldun onca zaman. Hani mantıklı tek laf et, susacağım söz. Yetişkinden sayılıyorum malum güya yetişkinim ama bu sefer de bambaşka bir dertle yüzleştirdiğin için beni, işi gücü bıraktım bununla uğraşıyorum. Arkadaşım, valla bak teee burama kadar geldi ki boyum kısadır burama kadar gelmesi aslında kısa sürmeliydi ama sana bana ona şuna güzellikler yaptım ve aha anca bu kadar dayanıyorum. 
Ya gel adam gibi düzelt beni ya da bir siktir git artık gözünü seveyim git şöyle bir ferahlanayım artık. Du yu andır stend mi? 

*
Gel desem gelmez artık biliyorum. Gideyim desem, evimi bilmiyorum. Bana ait bir yer, bir insan (insanlar insanlara ait olabilir mi?), bir kedi yok anlıyor musun, sıkıysa gülümse!
Ben evet geçmişte çoğu kişinin karşılaştığında perişan olacağı bir sürü saçmalık yaşamış, defolmanın ucundan kıyısından birkaç kez değil fazlaca dönmüş biri olabilirim ama şunu anladım ben o kadar da güçlü değilmişim. Geçmişte, çok geçmişte her şey su yüzüne çıkmadan önce nasılsam şimdi de öyle olmak istiyorum ama dönemiyorum. O günlerde giydiğim pantolonları şimdi de giyebiliyorum aslında ama yok dönüşüm bundan ibaret. 

Evet delirdim, bu sabah kendi kendime konuştuğum için insanların bana garip baktıklarını fark ettim, az önce de felsefi cümlelerle kendi kafamı sikerken adamın biri söylediklerimi duydu. Tamam bu içmiş deyip benimle ilgili fantaziler kurmaya başlamıştı ki köşeyi dönerek gözden kayboldum. İşte ben şimdi şu anda tamamen bunu istiyorum. Köşeyi dönüp gözden kaybolmak.. O sikindirik roman cümlelerinde olduğu gibi..

Pasta?

Uyumak, rüyalarım.. Bütün dünyam rüyalarımdaydı. Rüyalarımda yeni şeyler üretip hiç gitmediğim yerlerde gezebiliyordum. Yani siz olmasanız da ben yaşıyordum. 

Pasta?

Hazmedemediğim şey insan oluşum. İnsanlardan bu kadar uzakken onları bu kadar kusurlu bulurken kendi insanlığımdan kendimden de nefret ediyorum. Sevmediğim özellikleri saymaya başladığımda çoğu için "İyi de, x kişisi de benim için böyle düşünüyor zaten" diyebiliyorum. Bu da benim insanlığa, insanlara uyum sağladığım anlamına mı geliyor? Sanırım öyle, batmak!

Bilim kurgu sevmem, masal sevmem, tarih sevmem, yalan sevmem. Onlar da beni sevmiyor. Lakin, çocukluğumdan beri istediğim şey, yanımda minik gizemli bir şey gezdirmekti. Bunu istiyorum, kimse göremesin varlığını ama o hep benimle olsun. Hiç bırakmasın beni, hep sevsin hep güvensin, beni en iyi o tanısın, en çok ona güveneyim...
Yok!

* 
Evim neresi, nereye gitsem her yer yabancı.. Orhan Pamuk, mükemmel bir şey yapmış ama bilerek ama bilmeyerek.. Bir kitap okudum bütün hayatım değişti. Benim hayatım değişmedi ama ait olduğum yeri buldum. Evimi buldum sanki. Ne saçma, bir kitap için böyle cümleler kuracağım aklıma gelmezdi. Zavallılık boyutları artırılıyooor..

*
Bir "şey" arıyorum. O bir "şey" gelecek bana, olmadı ben ona gideceğim. Bir "şey" olacak, bir "şey"im olacak. Biliyorum, görüyorum, dönence!


***Akşam yazdımdı bunu***


Sabah ekleme: 
Dursun koyun çocuğunuzun adını!

18 Ağustos 2011

*

Ağır ERGEN YAZISIDIR DEVAM ETMEYİN

Bu yazıyı Müslüm Gürses dinleyerek yazıyorum. "Allahın gücüne gider mi bilmem verdiği bu candan ben bıktım usta" "Böyle yaşamaktan bıktım ben usta"

Biboklar hastalığım yine coştu. Günlerce sadece uyudum diyebilirim. Ergen gibi aile sorunları yaşıyorum. Geçen yazmıştım, kardeşim geldiğinden beri ailem bana kötü davranıyordu. Sonra onlar düzelir gibi oldu, bu sefer de kardeşimle küstük. Hiç yapmamıştık bugüne kadar ama gücüme gitti yaptıkları. Gülüp eğleniyordum, "Başım şişti, ne konuştun be" dedi. Kırıldım.. Beklediğim tek şey bir özürdü, bir özür.. Özür dilemek yerine bir haftadır benimle konuşmuyordu. Konuşmadığımız halde iki kez daha kırdı kalbimi benzer şekillerde. Bunu neden yazıyorum, neden bu kadar önemsedim bu kırgınlığı? Kardeşimin hayatında bile olmazsa olmaz değilim, böyle olduğunu bilmiyordum bu durumun ve aniden yüzleşmek çok dağıttı zaten dağılmış bünyemi.

Bu da yetmedi, annemle babam tüm sorunun bende olduğunu iddia etti ve beni daha da çok dışladı. Özür dileyecekmişim ben. Her şeyi büyütüyormuşum, sorun bendeymiş. 
Bunların hepsi olabilir, böyle zamanlarda dışarıdan göremiyorum kendimi ama benim bir hastalığım var ve ilaçların artık kesmediğini kötü olduğumu belirttim aileme. Beni neden idare edemiyorlar anlamıyorum. Ki bence benim bir kusurum yoktu bu olayda. Sadece kalbim kırıldı, suçsa suç olsun bu hadi. 

Peki bu sabah ne oldu? Kardeşimle barıştım, ben gittim yanına asık suratını çekerek sırf annemle babam üzülmesin diye gittim yanına. Öpüştük koklaştık barıştık. Canım o benim, kardeşim her şeyim. Tek isteğim bir özürdü. Bu kadarcık.. Sonra şakayla karışık yine de özür dilettim. 
Küslüğün bu kadar uzun sürme nedeni de ne kadar dayanabilir bensizliğe görmekti.? Sevinecektim iki saat geçmeden gelip özür dilediğinde ama gördüm ki bensiz de her şey güzel, bana ihtiyacı yok artık onun. 

Daha önce başka bir yazıda yazmıştım bunu, hasta olmadığı halde hastalık isimlerini kullanmaya bayılıyor insanlar. Yapmayın etmeyin gözünüzü seveyim. Ölüyorum ben.. Kimseye anlatamıyorum. 6 yaşımda da şu hissettiklerimi hissediyordum, intiharı düşünüyordum, 15'imde de 25'imde de.. İş bulamıyorum, bulduğum işte tutunamıyorum. Ben her gün "Bugünü de atlattım, bugün de bitti" diyorum. Yarını beklemek için değil, bir günden daha kurtulduğum için, bir günü daha intihar etmeden geçirdiğim için, bir günü daha öyle ya da böyle yaşadığım için..

Çok talihli bir insan olduğum için sevdiğim, anlaştığım doktorum başka bir şehre yerleşti. Gidemiyorum, diğerlerine güvenmiyorum, inanmıyorum. 
İnsanlara sıkıntımı anlattığımda "Bak hayat ne güzel, bak insanların ne sıkıntıları var" diyor. Anlatamıyorum işte, anlatamam da.. 
Bir de atıyorum kanser gibi bir hastalık olmadığı için kimsenin özen gösterdiği de yok. Kanser olsam bundan daha iyi biliyor musunuz? Ergen düşüncesi değil bu, gerçek. Hiç olmazsa insanlar kanser olduğumu bilir ve hastalığın getirdiği sorunları idare eder, daha özenli davranır.. Böyle sadece sorunlu, uyumsuz, şımarık aklınıza gelebilecek bütün kötü sıfatlara sahip biriyim o kadar..

Hayatımda evden kaçmaya hiç bu kadar yakın olmamıştım. Doktoruma intiharı ne kadar sık düşündüğümü anlatırken "İntiharı saat başı düşünüyorum ama intihar etmem ben, intihar edeceğime son çare olarak evden kaçarım." demiştim. O da, "Güzel fikir" demişti. Belki de denemeliyim artık. Bilmediğim bir yerlere gitmeliyim, kimseye haber vermeden. Güzel olurdu..

Üşenmeyip şu yazıyı okuyan varsa lütfen "hayatı sev" türevleri şeyler söylemeyin bana, bu kadar aptal mı görünüyorum diye daha çok üzülüyorum çünkü. Bir şey demek zorunda hissetmeyin kendinizi. Kendime not gibi yazdım bunu. 

Ha bir de sabah kargo beklemem gerekiyordu. Odamdan kapının sesi duyulmadığı için aşağı indim inerken de babamın netbook'unu aldım yanıma. Normalde evde durmuyordu makine, boş dükkana götürdü orada karı kızla okey oynuyor. Kardeşim gelince canı sıkılmasın diye eve getirdi, onun odasına koydu. Dediğim gibi kargo beklemem gerekiyordu ve aşağıda yapacak bir şey olmadığından netbook'u aldım. Babamlar indi aşağı, salonda anneme dediği aynen şu: "Kendi bilgisayarı dururken kızın bilgisayarını almış." Tabii cümle böyle olunca kuru kaldı ama vurgularla çok kırıcı olabiliyormuş bu cümle. Bir de arkamdan konuşulması yok mu... Hep böyle.. Sülalede ne hikmetse arkasından en çok konuşulan kişi benim. Sırtımı dönmeye gelmez, annem babam başkaları herkesin hakkımda söyleyecek şeyleri var. Hepsi de birbirinden kırıcı.. 

Neyse siktiriboktan bir kara yazımın daha sonuna geldim pippilotta. Geber de kurtulalım artık.

Şu yazının aynısını 12 yaşımda da yazmış olabilirim. 

30 Temmuz 2010

Çıkarın Lan Beni Burdan

Bir şey anlatmak veya öğretmek için değil, bu sikik blog benim baya baya günlüğüm sayılabilsin diye yazılmış bir yazı bu. Burada kimseye yarar bir şey yok. Gelen geri gitsin.


Merhaba gün, senden nefret ediyorum. Öyle böyle değil, gerçekten nefret ediyorum senden.
Kıyamet mi ne diyorlar, gelse de kurtulsak artık şu pislikten.. "Bizi ne katıyorsun sen kendin git" diyen ileriler için şunu söylerim: "Belki de sizin yüzünüzden bu haldeyim?"
Deliklerine abazan erkek penisleri sokuşturmak istediğim ay yüzünden oluyor bunlar galiba. 
Dolunay..
Elinin körü..
Romantizmden anlamıyorum, dolunayı falan seyredecek kadar duygu yok içimde diye bana verilen bu ceza fazla değil mi?
Her dolunayda hayata küstürülür mü bir insan.?
Küstürülüyor. Gerçi benim hayata küsmem için dolunaya ihtiyacım yok ama tetikliyor işte deliklerine abazan erkek çükleri sokuşturmak istediğim ay.. Dolunay..

Aslında korkuyorum buralarda bazı şeylerden bahsetmeye. İnsanlar gelip "Aman ha" diyor. Zerre istemiyorum bunun olmasını çünkü bu benim günlüğüm. 
Aklıma intihar fikri geliyor diye intihar edecek değilim. Bu benim vazgeçilmez fantezim.
İntihar etmeyeceğimden nasıl emin olabilirsiniz anlatayım:
Ölümden sonra ne bok yiyeceğimi bilmediğim için intihar etmem ben. Meraklısı değilim bilinmeyene, o kadar büyük risk alamam. Alice Harikalar Diyarında gibi bir hikayenin içine düşmeyeceksem gitmem ben o tarafa. He kendiliğinden olur, ne bileyim pokemonları örnek alırım uçmaya çalışırım, uçamaz düşerim falan, bak bu olabilir ama bile isteye de gitmem. Malım ama o kadar da değil..

Evet ne diyordum.. İntihar..
Hayatımda en çok istediğim şey belki, defolup gitmek. Bambaşka bir aleme, güzel bir aleme. Bazen değil sıklıkla, burası o kadar berbat bir yer oluyor ki..
İnsanlar anlamıyor. "Bak başkalarının ne çok derdi var da ölmek geçmiyor akıllarından" diyorlar. Evet ama başkaları değilim ben. Benim çocukken hissettiklerimi onlar hissetmedi, yaşamadı onlar. 
Şu hayatta çok şeye sahibim.. Mesela benimle hiç mi hiç ilgilenmeyen bir anneye, çocukluğumdan beri hayatımı zehretmeyi amaçlamış dengesiz bir babaanneye, üniversiteye gidip götü kalkmış bir kardeşe, hiçbir şeye izin vermeyen ve bununla övünen alkolik ve sorumsuz bir babaya, boğazımdaki ele, benden sürekli bir şeyler yapmamı isteyen bir sevgiliye, çok satan listesinin ucundan kıyısından geçmeyen bir sürü kitabın bulunduğu bir kitaplığa, işe yaramaz sikindirik diplomalara, buldukları ilk fırsatta beni çiğnemek isteyen şair dostlara, kıç kadar bir odaya, arabeskçi bir kaplumbağaya, hiçbir zaman kontörü olmayan bir telefona, parası ödenmediği için ikide bir kesilen internete, bakımsız uzun kızıl saçlara, sadece güneşte yeşile dönen gören gözlere, fazla düşünen hafif bir beyne, 42 kiloya, 155 cm boya, beni terk etmiş bir büyükbabaya, evine davet etmeyen dostlara, al al bitmeyen tüylere, "Kpss nasıldı yine mi olmadı diyen yüzlerce aile tanıdığına, ikide bir bana kulp takmaya çalışan ve adımı deliye çıkaran komşulara, kırmızı gözlüklere (2 derece miyop), boş sigara paketlerine, çiçekli perdelere, alerjimi azdıran emanet bir yüzüğe, Tarkan zillerine, tahta mandallara ve dahasına..
Çok şeyim var benim. Olmayanları saymadım, çünkü onları karıştırırsam içinden çıkamam olayın..
Ve ben mutlu değilim..
Yıllar önce o gerzek doktor kronik depresyon teşhisi koyup beni eve yolladığında hiçbir şey anlamamıştım olaydan. Alt tarafı ilaçlarımı içecek ve iyileşecektim ama bak öyle olmadı. Ara ara boşluk bıraksa da terk etmedi beni işte, o lanet ilaçları içmek istemiyorum artık. Annem ikide bir burnuma burnuma tutuyor ilaçları.. İstemiyorum..!!
Siz bozun, ilaçlar düzeltsin. İyiymiş.
Ha bir de sosyal fobim var benim..
Aslında hazır saymışken hayatımın içine sıçan hastalıklarımı, fobilerimi falan yazayım ben bulunsun:
Kronik depresyon
Sosyal Fobi
Panik Atak
Rahatsız Bacak Sendromu
Bağımlı Kişilik Bozukluğu
Kalpte Ritim Bozukluğu
Kapalı kalma korkusu
Benek alerjisi-bunu ben salladım
Metal alerjisi
Migren
Sistit
Bir de oramda buramda abidik gubidik sivilceler çıkıyor ya da başka bir şey bilemiyorum.
Popüler bütün hastalıklardan raporum var görüldüğü üzre. Fobilerin ve alerjilerin raporları yok ama olsun canım öyle istedi yazdım. Havam olsun diye yazdım bunları. Kendime hava atıyorum işte.
Hal böyle olup bunların hepsi de evde kaldığım şu iki senede aşırılık gösterince ya da aniden ortaya çıkınca ben şu an iktidardaki partiye oy verenlere hakkımı helal etmiyorum. Vardır hakkım. Hepimizin birbirimizin üzerinde hakları var malum. İlk iktidarı olsaydı kızmayacaktım ama bile bile seçilince kusura bakmasınlar da hakkımı helal etmiyorum ben ak insanlara.. 
Mesela kronik depresyon. 4. sınıfta başlamıştı sanırım. Lisede ergenlikten dolayı şiddetliydi sonra geçti ama, geçti dediğim şiddeti azaldı. Dakka başı intiharı düşünmüyordum en basitinden. Sonracığıma iki senedir zamanla doğru orantılı olarak artıyor. 
Sistit, strestenmiş güya bilemiyorum. İki sene önce nüksetti. 
Sosyal fobi-panik atak bunlar da iki sene içinde arttı. 
Huzursuz bacak sendromu, çocukluktan beri hiç yaşamamıştım bu sene başladı tekrar. 
Falan ve filan. Hatta fılaaan.
İki hava atıp ilgi çekeyim diye anlattım evet. Hani demiştim ya, hastalık modası diye. Alın işte moda benden sorulur, ikoncanım ben haberi yok kimsenin..

2 senedir giyecek yeni bir şey almamışım üstüme, ayağıma ayakkabı, saçıma toka.. 
Geçen gün babamın senede bir defa elime tutuşturduğu elli yetale ile gidip hiçbir zaman giymeyeceğim şeyler aldım.
Elbise giymem ki ben.. Giyemem, nerede giyeceğim ki.. Evden dışarı çıktığım mı var.. Kotlarım desen 4 sene almıştım en son..
Alışverişten keyif alan kadınlara bayılırım ben. Onların yerinde olsam ben de zengin bir koca isterdim sanırım. O çalışsın ben harcayayım. Yoo eleştiri falan değil, durum bu. Ama ben alışverişi de sevmem ki..
Fotoğraf çekmeyi seviyordum baktım herkes fotoğrafçı olmuş bana laf düşmez deyip çekildim aradan.. 
Sevgilim demişti bana: "x kız tam benim sevgilim olabilecek bir kız" diye. O günden beri sevgilime sevgili arıyorum ben. Karşıma çıkan kızları "tam ona göre bu kız" deyip not alıyorum. Sikinde değildir tabi bu cümle ama benim sikim olmamasına rağmen sikimde. 
İlgilerimiz çok farklı. Ben yabancı müzikten nefret ederim, çok nadirdir dinlediğim. Arabesk dinlerim, halk müziği, sanat müziği dinlerim. Sevmediğim bir şey hakkında bilgi edinmeye gerek duymam, ilgimi çekmeyen, beni şaşırtmamış bir şeyi çoğu zaman aklımda tutamam. Batıdan nefret ederim, doğudan da biraz nefret ederim.
Çocukluğumu çocuk olarak, ergenliğimi ergen olarak, gençliğimi de genç olarak yaşamamış biriyim. "Aman dur canım hâlâ gençsin.." Bok gencim.! 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25... Bu yaşların hiçbirinde eğlenmedim ben. Tıpkı 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16 yaşlarımda eğlenmediğim gibi.. Şöyle ağız dolusu gülemedim. Sadece kendi esprilerine gülen bir insanım ben zaten. Çok güzel espriler yapabilirim ama canım isterse, bu yeteneğimi büyükbabamdan aldığım için mutluyum..

KPSS'den bir gece önceki kadar çok istek duymamıştım intihara. Bir sürü boşluk yaşadım ama hiç o kadar yaklaşmamıştım intihara.
Kırmızı damarı mı kessem mavi damarı mı? 15 saniye, hepsi bu. Gerçi yavaş bir yöntem bile bulsam beni merak edip bulmaları en erken 24 saat sonra olacaktır ama olsun yine de ne kadar çabuk o kadar iyi. Hem de kesin yöntemdi. Geri dönüşü olmadığı için, eksik yaşamana devam etme gibi bir olasılık da bırakmıyordu.
Ama yapmadım işte teee en başta anlattığım sebepten ötürü.
Bu aralar böyleyim ben. 
Sikindirik dolunay yüzünden olduğu söyleniyor. Sikimde değil..
Ben birini öldürmeden ölmek istiyorum.
Aslında bir dua vardı geçenlerde bulmuştum.
"Rabbim, hakkımda hayat hayırlı ise beni yaşat, ölüm hayırlı ise canımı al"

Ama henüz bu duayı bile etmiyorum. Çünkü ben gömülmek istemiyorum. Kapalı kalma korkum var benim. Tabutta ne yaparım sonra. Aman allam. Bir de kaybedince değerli oluyor ya hani bazı şeyler.. Limonata falan ister canım. Mezarıma kim dökecek limonatayı. Bir de ben  çiçek de sevmem. Gerçi bizim mezarlara kimse çiçek bırakmıyor. Hüvel Baki pippi haşmet falan yazacak amaan hiç çekilmez bir de bu.. "Çıkarın lan beni burdan!" yazdırmak istiyorum ben ama pek mümkün değil. Bir de hani bir yerden ayrıldığınızda bir şey unutmuşsunuz hissi oluyor ya hani, ben o hissi de yaşamak istemiyorum çünkü salak olduğum için ölür ölmez lan ne unuttum ben deyip dönüp kontrol etmek isteyeceğim ama artık çok geç olmuş olacak. Sonra işin yoksa dön dur mezarında. Zaten boyum da kısa kıç kadar yapacaklar o mezarı. Öğh lan..
Bence bok gibi bir şey ölmek.
Ben ölümsüz olmak istiyorum mesela. Evet gerçekten.. Hiç ölmemek ama mutlu yaşamak istiyorum. Arada kafama elma falan düşebilir anlarım ama başka dert istemiyorum.

Dün gece bir şey oldu. Bundan sonra hayatıma devam edeceksem işte bu şeye göre devam edeceğim. Mutlu falan değilim tabi ama önceden de mutlu olmadığım için çok bir şey değişmedi en azından işte boğazımı sıkan o eller gitmiş oldu. 
Yavaş yavaş çıkar belki acısı ama zaten o zamana kadar çoktan evimi, yurdumu değiştirmiş olurum. He evet bundan bahsetmedim di mi sana kendimciğim, ben evden kaçacağım sanırım. Yani bir yer buldum, beni kimsenin bulamayacağı bir yer. Kırk yıl arasalar bulamazlar gerçekten. O yüzden mutluyum. Zaten Facebook hesabım falan da yok, "Kayıp Kızlarını Facebook'ta Buldular" başlığıyla haber olma olasılığım yok yani. 

Söylemem gereken çok önemli bir şey varmış gibi bir his var bende her zaman.  Bu da beni intihardan alıkoyan bir şey. Belki yarın söyleyeceğim bunu, belki ecelim geldiğinde bile bu sözü hâlâ söylememiş olacağım. Aslında çok da umurumda değil sonuçta evrenin sorusunu ya da cevabını bulmuş olmayacağımı biliyorum. 
Öyle bir şey de yok zaten.
Salak mı bu insanlar?
Ben şimdi dökülmek üzere olan penceremi açıp önüne oturacağım. Karşıdaki deli teyzenin evini dikizleyeceğim. Bana ait bir şeyler bulabilirim belki. 
Hayat da bu olsa gerek işte.
Dahası değil.

6 Mayıs 2010

İçten Dışa Sesler

Ben aslında çok şey istemişim.
Anlatacak çok şeyim var aslında ama hangisini anlatayım, nasıl toparlayayım içimdekileri de hepsini birden dökeyim bilmiyorum bilmiyorum bilmiyorum.
Çocukken öğretmencilik oynardım kendi kendime. Hayali öğrencilerim vardı, hepsine ders anlatırdım. Sonra 4. sınıfa geldim. Psikolog olmaya karar verdim. Yıllarca bunu sayıkladım ta ki lisede son sınıfa gelene kadar. Kardeşim hukuk okumaya karar verdi. "Babam memur" dedim, "İkimizi birden okutamaz, hem memur çocuğuyum psikolog olsam nasıl istediğim gibi çalışacağım ki para yok pul yok".  Kimse de bana yol göstermedi, kimse "Hayallerinin peşinden git, kimse için vazgeçme hayallerinden" demedi. Cahildim, küçüktüm. Vazgeçtim. İkinci dileğime geri döndüm. Başkaları yüzünden belki ama başkaları için. Ne annem ne kardeşim için seçtim bunu, sadece benim gibi çocuklar için, memur çocukları için, işçi çocukları için, çiftçi çocukları için.. Öğretmen olmalıyım dedim, bir köye gitmeliyim, bütün köyü eğitmeliyim, küçük bir ilçeye gitmeliyim, oradaki öğrencilere yol göstermeliyim, onlara hayallerin öneminden bahsetmeliyim, kız çocuklarını okumaya teşvik etmeliyim, onlar da okumalı, öğrenmeli, büyümeli, başkalarına yardım edebilmeli, öğrendiklerini öğretebilmeli...
Ne dershaneye gittim ne de bir sürü kaynak aldırdım. Nasıl kazandığımı ben bile bilmiyorum ama kazandım ben o sınavı.
Psikolojiden vazgeçip Türkçe öğretmenliğini seçtim. Ailem şehir dışına gitmeme izin vermedi. Mücadele ettim ama karşıma öyle şeylerle geldiler ki başka çarem kalmadı. "Sen gidersen kardeşini okutamayız, baban memur maaşıyla ikinizi birden okutamaz." Mecbur kaldım, kendi şehrimde okumaya başladım. 
Kardeşim de iki sene sonra hukuk okumaya başladı, İstanbul'da..
Okulum bitti. Diplomayı aldım, aldım da ne oldu.?
Hayallerim vardı, planlarım vardı. Öğrencilerim olacaktı. Olmadı.
KPSS dediler, kazanmalısın dediler. 6 senedir görmediğin derslerden sınava gireceksin dediler. Girdim. Olmadı. Yemeden içmeden kesildim. 3 ay ölü gibi gezdim.
Parasızlık, evden dışarı çıkamama, işe yaramadığım hissi... 
Bir iş buldum ama 2 ay çalışabildim. Herkes "Aptalsın, iş bulmuşsun işte çalışsana" dese de, olmadı. Evraklar arasında dolaşıp internet özürlü müdürlerin msn'lerini açarken aklımda öğrencilerim vardı. Bir yerlerde öğretmen bekleyen çocuklar vardı ama ben buradaydım, birilerinin telefonlarına bakmakla meşguldüm. Bunun için mi okudum ben dedim. Sınava çalışmak için iş yerinden ayrıldım. Tekrar çalıştım sınavı kazanmak için. 
Yine olmadı.
Diğer KPSS mağduru arkadaşları sattım belki ama delirmek üzereydim. Ücretli öğretmenliği kabul etmek zorunda kaldım. 
Bir dönem boyunca bir köyde çalıştım. Şartları umurumda bile değildi. Hatta işe yaradığım için her gün şükrediyordum. 
Türkçe öğretmenliği okumuştum ama ilkokul 2. sınıfın dersine giriyordum. 5 tane öğrencim vardı birbirinden zeki. İlk derste "Öğretmenim, sizin gelmenizi çok bekledik biz" dediler. Gözlerim doldu, içimden "Ben de size gelmeyi çok bekledim" dedim ama duymadılar. Bir dönem boyunca onları o kadar güzellikle donattım ki ben bile yapabildiklerimi görüp şaşırdım. İkinci dönem onlardan ayrılacağımı bildiğim için bir dönem dolu dolu geçti ve çok geliştiler. 50-60 çocuk kitabı okudu sadece bir tanesi bile. Birbirlerine iyi davranmayı öğrendiler, empatiyi öğrendiler, insanları yaftalamamayı öğrendiler, herkesi kardeş gibi sevmeyi öğrendiler.. Şiir yazdılar, beste yaptılar, resim çizdiler... 
Birinci dönem biter bitmez eve dönmek zorunda kaldım çünkü yerine geldiğim öğretmen dönmüştü.
İkinci dönem nasıl mı geçti? Berbat..
Evdeyim şimdi, öğrencilerim yok, kendimleyim, arkadaşım yok, yalnızım.
Dışarı çıkmak istiyorum, çıkamıyorum. Arkadaş yok, para yok üstüne on tanıdığa rastlayıp hepsinin yazık bakışları eşliğinde "Ne oldu KPSS, atanamadın mı sen?" sorusu var.. Eve hapsoldum işte.
40 bin yeni öğretmen alacaklarmış değil mi? Sözleşmelileri öğretmenden saymadıkları için herhalde "yeni öğretmen" diye bildiriyorlar. Sağ olsunlar. Bu 40 binin içinde şu an sözleşmeli olarak çalışan kadroya geçecek binlerden bahsetmedikleri için "yeni öğretmen" ifadesi saçmalık.
--
En çok da şu an derslerine "öğretmen" yerine "başka bir şey" giren öğrencilere üzülüyorum. Onlar gerçek öğretmene muhtaç biz de öğrenciye ama devlet bilerek ve isteyerek atamaları erteliyor. Ne zamana kadar erteleyecek bilmiyorum. 
Durumun özeti şu, 1 kadrolu öğretmen maaşına 3 ücretli ya da 2 vekil çalıştırılıyor. Bu ücretlilerin ne mezunu oldukları da önemli değil onlar için. Dersler boş geçmesin yeter ki, kimin doldurduğu önemli değil..
Her gün lanet ediyorum şu duruma sebep olanlara.. 
Derslerine imam giren öğrenciler var ve biz, her şartta her yere gidebileceğini söyleyen biz evde intihara terk edildik.
Evet intihara terk edildik. Şimdiye kadar 20'den fazla öğretmen adayı atanamadığı için bunalıma girip intihar etti. Kimsenin umurunda mı, hayır. 
Terör örgütü üyesi olsak bize çiçek verecek çok ama amacımız eğitim vermek ya hani, ondan işte bu çilemiz.

25 yaşımdayım. 25 yaşımdayım ve hiçbir şeyim..
Bir iş kurmak istesem param yok, bir işe girmek istesem aklımda öğrencilerim var. Dershanede çalışmak istesem, amacım para kazanmak değil ki. Sadece parası olanın gidebileceği okullarda, dershanelerde ne işim var benim.?

Ondan sonra neden böylesin, neden gülmüyor yüzün?
Nasıl güleyim, nasıl gülsün yüzüm..?

Tek derdim dünya, başkaları.. Öğretmenlik yapamıyorum ama birilerine bir şeyler öğretmeye çalışıyorum yine de haddim olmayarak belki de.. Dünyayı koruyun diyorum, yeşili sevin diyorum, insanı sevin, kimse fikirleri yüzünden öldürülmesin, işkence görmesin.. "Çocuklar Gülsün Diye" öğretmen olmak istiyorum, ortak derdi paylaştığım arkadaşlarım gibi ama kimse ciddiye almıyor bizi, NEDEN?

Öyle bir hale geldim ki, -utanarak söylüyorum bunu- hangi siyasetçi eğitim reformu yapacağım dese onu destekleyeceğim. Diğer sorunlar eğitim reformu olmadan anlamsız çünkü. 

Ak vekiller, malum maddeyi değiştirince sevindiler ya hani, "Sevinmek böyle bir şeymiş vay arkadaş, atansam böyle sevineceğim demek ki" dedim.. 
Sevinmeyi unuttum, mutlu olmayı unuttum ben..
Her şey karanlık. 
"Umudunu kaybetme" diyenler var etrafımda.. Gülüyorum onlar bunu söylerken. Ben umudumu kaybedeli çok oldu ve umuttan çok daha fazlasına ihtiyacım var artık. 
Çok daha fazlasına..
---

Üniversite okuma isteğiyle sınavlara girilen şu dönemde o güzide sınava girecek arkadaşlara tavsiyem şudur ki:
10 sene sonrasını görerek tercih yapın. Aileniz istediği için, ekonomik zorlukları düşünerek, sevgilinizin yanına gitmek için, arkadaşınıza yakın olmak için değil; siz istediğiniz için olsun ne olursa.. 
Ailenizden uzağa gidin, diğer dünyayı görün, belki bir daha hiçbir zaman öyle bir imkanınız olamayacak, bunu değerlendirin.
Üniversite hayatınız sadece derslere girmekten ibaret olmasın, mezun olunca kullanacağınız fırsatlar yaratın, kendinizi eğitin, iyi insanlarla tanışın, hem çalışıp hem okuyun, iş deneyimi kazanın. 
Yapın bunları..
Okul bittikten sonra, devlete ya da ailenize muhtaç olmamak için. Kimseye muhtaç olmamak için.. 
Yapın bunları yapın da benim gibi olmayın.

5 Aralık 2009

Anneme Mektup


Buraya geldiğimden beri söylemek istediğim ama sustuğum çok şey var, anne. Artık fazla gülememe sebebim de bu sanırım. Yanındayken yüzleşmek istediklerim vardı, buraya gelme nedenim biraz da buydu. Sadece seni değil, hepinizi biraz olsun özlemek.

Beni o evde tutan şeyin sadece büyükbabam olmadığını kendime göstermem gerekiyordu. Bunu yapmasam o evde kaldığım her gün cehennem olacaktı bana. Büyükbabamsız yaşama alıştığımı sanıyor olabilirsiniz ama ben hâlâ her gün onu özlediğim için, onsuzluktan ağlıyorum. Sırtım kaşınıyor ağlıyorum, sigara parası çıkarıyorum ağlıyorum, bloga girip esrarengiz sigara paketi başlığını okuyup ağlıyorum, önceleri sevgiliye yazıldığını düşündüğüm bir şarkının aslında büyükbabama söylendiğini fark edip ağlıyorum, elleri büyükbabamınkine benzer eller gördüğümde ağlıyorum, bayramda ağlıyorum. Anne, sana bir şey sorabilir miyim?: Sen de büyükbabanı kaybetmiştin, sen hiç bayramda erkenden kalkıp yataktan çıkar çıkmaz giyinip süslenip Günaydın büyükbaba, bayramınız mübarek olsun deyip aslında başkalarının boşluk olarak göreceği bir hayalin elini öpüp ona sarıldın mı? Sonra da öylece yatağa gömülüp ağladın mı saatlerce, bayram günü hem de.. Sonra babanın elini öpmeyi, evdekilerle bayramlaşmayı unuttun mu? Senin için bayramın büyükbabanın elini öpmekten ibaret olduğunu anladın mı hiç?

Bu mektubu büyükbabama yazmak isterdim ama bilmiyorum neden sana yazdığımı, belki de bunu nefes alan birinin okuması lazım.

Bütün bedenim titriyor şimdi ağlarken, gri eşofmanımı kirlettim gözyaşlarımla, özür dilerim anne..

Ben doktor çağırmaya giderken "Geleceğim büyükbaba" dediğimde yüzümü okşaması ve bana son kez bakıyor gibi bakması içim parçalanarak ama çok büyük umutla ondan ayrılmam.. Gözleriyle beni takip etmesi.. Ve evet bu, beni son görüşüydü.. Bu hiç yaşanmamalıydı anne, sen neden ölümsüzlük için çalışmadın, neden sen, büyükbabamın daha uzun yaşaması için çalışmadın.. Ama anne, teşekkür ederim sana, ona son zamanlarında çok iyi baktın, baktık.. Sizden daha çok parçalandı içim, hepinizden.. Masmavi gözlerine baktığımda büyükbabamın gideceğini biliyordum hepsini biliyordum ama yok anne yok ben alışamadım. Yüzüm şiştiğinde eve gelmiştim ya hani, oturma odasının kapısına dokunduğumda heyecanlandım, büyükbabam beni bekliyor sandım, gerçekten öyle sandım.. "Oooo kızım gelmiş" deyip yine ağlayacak sandım.. Sarılacaktım sonra kocaman.. Öpecektim o güzel yüzünü.. Kapıyı açana kadar bunları düşündüm bir an bile olsa güzeldi anne, sonra baktım büyükbabam yoktu ki artık.. Gittiğini görmüştüm, gidişini..

Ve şimdi artık sadece onu değil, sizi de özlüyorum. "Gurbet o kadar acı ki" diyorum kendi kendime, "ne varsa içimde hepsi bana yabancı, hepsi başka biçimde" Sadece sarılmak istiyorum anne sana, sadece sarılmak.. Konuşma sen, ben de susayım, herkes her şey sussun.. Konuşursan seni sevemeyebilirim, ben sadece sarılmak istiyorum. Büyükbabamın yerine sana belki bilmiyorum. Sarılmalıyım, anlıyor musun..? Bunu sadece sen verebilirsin bana, sana sarıldığımda hissettiklerimi hiç hissetmedim ben. Başka bir şey ama dediğim gibi susmalısın. Sustuğunda seviyorum seni, yine de "Yavrum" diyebilirsin izin veriyorum.

Bana yaşattıklarınızı unutmayacağım ama sizin bana verdiğiniz bazı şeyler var ki, ancak sizden uzak kaldığımda anlıyorum değerini. Küçük küçük şeyler büyüyor da büyüyor.. Bilmiyorum beni neden böyle yetiştirdiniz ama sizden uzak kalınca karşıma çıkan insanlar beni ürkütüyor, kimse bize benzemiyor, hiç kimse.. Eziliyorum bana doğru diye öğrettiklerinizi uyguladıkça, başkaları için bunlar o kadar önemli değilmiş. Karşındakini ezmişsin, kırmışsın, ona saygısızlık etmişsin kimsenin umrunda değil bunlar.. Beni neden böyle yetiştirdiniz bilmiyorum ama anne yine de teşekkür ederim, bunlar ömrümü azaltıyor olsa da doğru olan bunlar biliyorum. Evden çıkmak istemiyorum hiç, hiç kimseyle konuşmak istemiyorum. Ben odamdan dışarı çıkmadan da yaşayabiliyorum gerçekten. Keşke hep orada kalsam, hayatı istemiyorum. Bir an önce bitsin her şey istiyorum, gerçekten bitsin artık anne, ben yoruldum, üzüldüm çok.. Hiç istemiyorum, hiç istemiyorum, hiçbir şey istemiyorum. Hep uyumak istiyorum, zannediyorum ki çook zaman geçti oysa geçmiyor bitmiyor hiçbir şey, bıraktığım gibi buluyorum her şeyi, öyle yarım işte..

Hani bana yaşattıklarınız için size kızıyorum ya, boşverin ben nasılsa unutuyorum her şeyi. Çocukluk geçti, evet yaşattığın her şeyin kocaman izleri var ama unutuyorum işte, hatırlamıyorum hiçbirini. Bana güzel şeyler öğrettiniz işin aslı. Yaşattığınız kötü şeylerin izlerini aldım ama çok şey de öğrendim. Yanlışları bularak doğru yaptım onları, kendimi adam ettim ben anne. Siz kabul etmeseniz de sizden çok üstünüm artık ama siz olmadan yapamıyorum galiba. Nasıl bir saflık bu, nasıl bir saçmalık bilmiyorum ama siz olmadan olmuyor işte.. Büyükbabam vardı o evde, ben onun koltuğuna bakıp ağlamak istiyorum sessiz sessiz.. Büyükbabam hakkında konuşmuyoruz artık, çünkü biliyoruz biri konuşsa, konuşurken ağlasa hepimiz ağlayacağız. Tabu artık bu. Gizimiz var artık, sırrımız var saklıyoruz onu herkesten.. Öyle bir şey işte..

Buraya geldiğimden beri sadece bir kez gördüm büyükbabamı rüyamda, sanırım bana küstü. Herkes gitti ziyaretine ama cenazenin ertesi gün gitmiştik ya, ondan sonra bir daha gitmedim ben, belki ondan küsmüştür. Olabilir mi? Ama gidemiyorum anne, büyükbabamı oradan çekip çıkarasım geliyor, yediremiyorum onu orada yalnız bırakmayı kendime. Sanki yapmam gereken bir şeyi bilerek yapmıyormuşum gibi.. Onu orada bırakıp gitmek.. Off bunu iki kez yaptım şokta gibiydim ikisinde de.. Şimdi gidemem, gidemiyorum da..

Sen sıkılırsın şimdi okuyamazsın bunları biliyorum, olsun ben yazdım, okumasanız da, bilmeseniz de. Özlüyorum işte..

Ellerinden öperim anne.!

1 Temmuz 2009

Koro Solo Fark Eder mi?

Kimsenin tahmin edemeyeceği kadar asosyalim. Hatta bu internete bile sirayet etti.
Sorumluluk almak istemiyorum, aldığım saçma salak sorumluluklardan köşe bucak kaçıyorum. Kendime güvenim dersen sadece sinirlendiğimde var ki sinirim çabuk geçiyor.
Ellerim titriyor ilacımı almadığımda.. Odama kapanmak istiyorum hayat izin vermiyor dışarı çekiyor. Önümde internet dururken ne kadar kapanabilirsin ki odana. Herkesten kaçma çabam neden bilmiyorum ama insan görmek istemiyorum. İnsanlardan korkuyorum, nefret edecek kadar güçlü müyüm bilmiyorum ama korkuyorum. Ve şu an kendimi öylesine güçsüz hissediyorum ki..
Çekip gitmek istesem nereye gidebilirim kapıyı çekip çıkmışım ne kadar uzaklaşabilirim. Oysa ben bunu yapmak istiyorum. Paran olmadan yalnız kalamıyor oluşun ne kötü ve ne kadar da ironik. İnsan, topluma muhtaçtır. Fırıncı ekmek yapar bakkal süt satar ve sen onlara muhtaçsındır 10 yıldır süt içmemiş olsan da.
Sanırım hiçbir zaman kapıyı çarpıp yanına sığınacağım ve sonsuza kadar da yanında kalacağım kimsem olmayacak benim. İntihar mı? Bana çok uzak. Tanrı'yla o kadar iyi geçineceğimizi sanmıyorum.
Aslında Tanrı'ya diyaloglar fikri güzeldi Godsy'nin.. Bizimki daha şiirsel olurdu sanırım. Ben abuk dizeler kraliçesi o kutsal kitap şairi.. Merak ediyorum yazsa ya birileri.. Eminim çok satardı ya da çok Satan'dı.

12 Nisan 2009

İçten Ses Yine

Evdeydim yine başta.
Duramadım sonra.. Şu lanet bloga hayatımla ilgili olumsuz şeyler yazmayayım diyorum ama bazen oluyor engel olamıyorum kendime..
Bunu ayşema'nın miminde öğrenmiştim. O mimden sonra iki gün kendime gelemedim ben. Şimdi de annemin doğum günü için yazdığım, asla okumayacağı yazı.. Dayanamadım attım kendimi dışarı. Babamı aradım. Beni aldı, sigara aldı bana. Ormana gittik. Herkes sevgili zannetti bizi ama kimin umrunda. Aslında ağlamak istiyordum ama yapamadım. Sevgilimi düşündüm. Bütün olumsuzluklar üşüştü içime. Halbuki nasıl da özene bezene yeşertiyoruz her gün umudu ne bileyim işte, geçmiş bırakmıyor peşimi gelecekse gel demeye tenezzül etmiyor.
Annem mutlu olsun diye onun istediği bir şey yapmak istedim. Eve bırakın baba beni dedim. Eve geldim. Hadi şu sümüklü kızın nişanına gidelim. İstediğin gibi de giyineceğim söz. Oynarım da istersen dedim. Giyindik gittik. Şal al omzuna dedi. Aldım. Şuraya oturalım dedi. Oturdum.
Ben hayatımda her şey için mücadele ettim. Her şey için... Kırmızı oje sürmek için, bisiklete binmek için, okula müzik dinleyerek gitmek için.. Ve Tanrı diyor ki şimdi istediğin hayat bu mu, al o zaman mutlu olmak için çalışacaksın yine.. Sevdiğin insanla mutlu olabilmek için KPSS'yi aşmak zorunda kalmak ne demek biliyor mu MEB.? Benim yazlığım kışlığım yok, büyük dedemden kalan bir mirasım yok, benim hiçbir şeyim yok. Hiçbir işe yaramayan, karnımı doyurmaya yetmeyen yeteneklerim var. Ama bunları ölçme yetisi olmayan dandik bir sınava bağlı her şey.
Ben mutlu olmak istiyorum sadece. Artık hayatımın bir köşesinde mutlu olmak istiyorum. Ya da hiç istemediğim kadar çok istiyorum unufak olup gitmeyi. Yapamadığım zaman çekilirim ben. Ötesini bilmem. Ya hep ya hiç'lerden ibaret benim hayatım. Hep olmadığına göre hiç olacak.. Hiç olacak hayatım..
İsteklerim vardı hepsi birbirinden güzeldi başta. Şimdi..
Boşluk böyle bir şey.. Milli Eğitim Bakanının anlayamayacağı bir boşluk var içimde. Kimsenin bakamayacağı..
Eğer amaç psikolojimizin dayanıklılığını ölçmekse evet o zaman da kaybettim. Kaybettim.. İnancım kalmadı.
Ben biliyorum bunu ben seçtim. Her şeyin mücadelesini veririm, her şeyi kendim yapacağım, her şeyi kendim kazanacağım dedim.. Ama yoruldum artık.. Anlık bir şey belki. Yarın yine güleceğim.. Şimdiye faydası yok bunun.
Kaybetmekten korktuğum şeye daha hiç sahip olamadım belki de.
Çocukluğum.. Neşeli bir çocuktum aslında. TRT izlerdim. Türk Sanat Müziği konserleri dinlerdim. Kitap okurdum. Sonra büyüdüm. Büyüdüm.. Büyüdüm.. Sonra çocuk oldum.
Saçmalıyorsun diyecek şimdi o, hayır saçmalamıyorum ya da evet saçmalıyorum, sen aldırma bana. Ben hep saçmaladım..
Uyumalıyım şimdi sadece.

15 Ocak 2009

fark

Trajedisi değişmiyor insanın.
Hep aynı şeylerin eksikliğini duymaya devam ederek geçiyor ömür.
Tatminsizlik mi, belki..

-Sana gül bahçesi vadetmedim..!
-Evet etmedin.

29 Aralık 2008

Hayal

Bir şeyler söylemeliyim.
Karamelli çikolataya bayılıyorum mesela, büyükbabama da..
Aslında babaaannemi de seviyorum.
Babamı da, annemi de.. En çok da kardeşimi.
Bana iyi davranmadıklarında daha çok seviyorum onları. Aksi halde canımı yakıyor sevgi.
Ama gideceğim, minik bir sahili olan minicik bir ilçede yaşayacağım. Her şey az olacak, küçücük olacak. Sabahları deniz kenarına inip yunusların dansını izleyeceğim. Denize karşı sıcacık çayımı içeceğim. Çocuklar akın etmeden salıncak kapıp sallanacağım. Müzik kutusundan güzel bir şarkı seçeceğim, bakışlara aldırmadan kelebek olacağım o anda. Kelebek.
İç seslerim de susacak o zaman.
Susarlar. Sussunlar.