tecrübemle sabitledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tecrübemle sabitledim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2011

Rhonda Byrne Halt Etmiş, Yaşasın Pippi Haşmet


Bakın size ne diyeceğim:

Arkadaşlar dünyaca ünlü bir insan olmama ramak kaldı. Ben bunun kitabını yazıp milyonlar satarım, kimseyi de tanımam şimdiden söyleyeyim.

Şu yazıya bakınız (ama gerçekten bakınız çünkü bu yazı "şu yazı"yla ilgili), ne demişim:
"Eve çıkmak mı, yok daha neler.? Hayatta eve çıkmam, hele de sıfır bir eve hayatta çıkmam. Çıkacaksam bile içinde hayat izleri olan eski bir eve çıkarım. Teraslı eve de çıkmam misal.. Bir de ev dediğin pahalı olacak. Ucuz ev mi olurmuş. hıh"


Eve çıkıyorum. Evin özelliklerine geçeyim mi, hazır mısınız?
Sıfır, iki katlı, tertemiz banyosu, tuvaleti, mutfağı var ve dahası terası var. Üstelik özelliklerine göre uygun da bir fiyatı var.

Ben size daha nasıl hizmet edeyim he, daha ne yapayım sizin için?
Secret'ı yapmaktan -ki zaten becerememişti kimse- kurtardım sizi. Artık ev hediyelerini kabul edebilirim sanırım. 

17 Aralık 2011

Büyük Konuş Büyük Lokma Ye


Tecrübemle sabitlediğim yeni bir şey var.

Millet "Secret yapın", "Evrene olumlu mesaj gönderin." diyor ya, hiiiç zaman kaybetmeyin böyle şeylerle. Olayı çözdüm ben.

İstanbul'a gelmeden önce neleri küçümsediysem, nelerle alay ettiysem hemen hemen hepsini buraya gelir gelmez yaptım. Şimdiye kadar asla kullanmam dediğim şeyleri kullandım, asla gitmem dediğim yerlere gittim, asla yapmam dediğim işleri yaptım. Herkesin gözünün önünde alay ettiğim her şeyi yapan bir insan oldum çıktım. Allahtan kötü şeyler değildi yoksa sıçıştı yeminle.

Buradan vardığımız sonuç ne peki?
Büyük konuşun! Sevgili mi istiyorsunuz? "Yok abi, ben daha da sevgili mevgili istemiyorum. Boş iş bunlar, hem etrafta adam mı var? Kafamı dinlerim bir süre." deyin, anında sevgiliniz gelsin.
Paris'e mi yerleşmek istiyorsunuz? "Paris mi yok daha neler, hayatta Paris'e yerleşmem. Bizim köy Paris'ten daha güzel. Aşk şehri diye kakalıyorlar size, siz de hemen inanıyorsunuz." deyin, çok geçmeden Paris'e düşsün yolunuz.
Örnekler çoğaltılabilir.

Olayı anladınız değil mi? Heh şimdi:
"Eve çıkmak mı, yok daha neler.? Hayatta eve çıkmam, hele de sıfır bir eve hayatta çıkmam. Çıkacaksam bile içinde hayat izleri olan eski bir eve çıkarım. Teraslı eve de çıkmam misal.. Bir de ev dediğin pahalı olacak. Ucuz ev mi olurmuş. hıh"




Güncelleme:
Bulduğum yöntemi gözünüzün önünde denedim, işte sonucu:
Yaşasın Pippi Haşmet

13 Ocak 2011

Uyku Hijyeni


"Uyku Hijyeni" diye bir terim duydum ve paylaşmak istedim. Üstelik konulu.. Kendimden örnek vereceğim.
Öncelikle uyku hijyenini özetleyeyim:
Uykuya etki edecek her şeyinizi düzenlemekten bahsediyor bu terim ve bunun için yapılması gerekenler var. 
Erken yatıp erken kalkmak, her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmak, uykudan önce kafeinli ve asitli içecekler içmemek, uykudan evvel yemek yememek, heyecanlanmamak, uykudan önce çok aşırı hareket etmemek, (ama) gün içinde günlük hareket ihtiyacınızı gidermek, odanıza giren ışığı ayarlamak, oda sıcaklığının çok uçlarda olmamasına dikkat etmek, sessiz ve mümkünse karanlık bir odada uyumak.

Kendimden örnekli kısma gelelim, -kendime de ders olsun diye alıyorum bu notları aslında-
Ben bir ay öncesine kadar uyku/uykusuzluk sorunu artık ne derseniz ondan yaşayan biriydim. Çok düzensizdi her şey. İki gün uykusuz kalıyordum nedensiz sebepsiz. Bazen 3 saat yeterken bazen 20 saat uyuyordum. Geceleri kesinlikle uyumuyor, gündüzleri şanslıysam uyuyabiliyordum. Bütün gün hareketsiz kalıp bütün gün yemek yemeden kahve ve kola ile hayatımı devam ettiriyordum. Bilgisayarımı hiçbir zaman kapatmazdım o uğultu her daim olurdu. Alakasız saatlerde kabus görüp uyandığım için de gece uyursam ışık açık olurdu. 
Bütün gün migren ile boğuşurdum, şiddetli migren nöbetlerim vardı.
Şimdi:
Erken kalkıp erken yatıyorum. Dengeyi bozmamaya çalışıyorum. Gece yatarken ışığı kapatıyorum (çünkü artık uykum bölünmüyor), bilgisayarımı da kapatıyorum, o iğrenç uğultusundan kurtulmuş olarak uyuyorum. Gün içinde yürüyebiliyorsam yürüyorum yürüyemezsem hoplayıp zıplıyorum en olmadı. Saatlerce bilgisayar başında oturmamaya çalışıyorum. Kahveyi azalttım. Yemeklerimi saatinde düzenli yemeye çalışıyorum. Gün içinde uyumamaya özen gösteriyorum. Bu yaptığım şey ne kadar doğru bilmiyorum ama sabahları uyanınca bir kupa yeşil çay içiyorum. Sindirime de yarıyormuş, sinirlere de. 
ve ilaçların da desteğiyle tabii bunu da belirteyim mucize uyku düzeni diye geçmesin. 
Migrenden şimdilik kurtuldum. 1 aydır şiddetli nöbet gelmedi. Çok gergin olmuyorum. Orta karar devam ediyorum.
Bilgilerinize efendim deneyin farkı görün derim ben.

28 Temmuz 2010

Üniversite Tercihleri Hakkında Metaforların Girdaplarına Sığınmış Genç ve Biçare Göbelin Anaforuna Dolanan Anakondayı Beslemek İçin Verdiği Mücadele Üzerine: Bir Vaka Örneği


Sevgili genç kardeşlerim ve pişmanlıklarla dolu olup bunu çaktırmamak için türlü bahaneler üreten yetişkin hacılar,
tercihlerinizle ilgili kafa sikmek istiyorum da ben biraz.
Hayatındaki tek hatası üniversite tercihi olan bir geri zekalı olarak bu konuda ahkam kesebilecek biri olduğumu düşünüyorum.
Evet. Sınava girdik iyi kötü oh kurtulduk rahatlığı geldi yerleşti içimize. Ama puanlar çok da parlak değil. İstediğimiz yer olmuyor, istemediğimiz bir bölümü ya da şehri yazacak mıyız?
Haaayır..
Neden? Çünkü biz Fatih'lerin, Oğuz Kağan'ların, Emine S. Beder'lerin torunlarıyız. 
Şimdi biliyorum bir sene daha çalışmak zor geliyor, götünüz yemiyor ama demek ki götünüz 2 ya da 4 sene sürünüp sonra da işsiz kalmayı ya da sevmediğiniz bir işte çalışmak zorunda olmayı yiyor.
Bence bekleyin, istediğiniz olana kadar mücadele edin. Şehir çok da önemli değil ondan emin olabilirsiniz. Eğer okuyacağız bölümle ilgili ün yapmış üniversiteler yoksa hangi üniversitede okursanız okuyun aynı yola çıkıyor. Önemli olan sevdiğiniz bir bölüm olması, sadece sevmek de yetmez ilginizin hiçbir zaman bitmemesi gerekiyor bu bölüme. Mesela, Türkçe öğretmenliği okudum ben. Türkçe derslerinde hep başarılıydım, çok kitap okurdum ama üniversitede Osmanlıca gördük mesela. Görevimizde işimize yarayacak hiçbir şey öğrenmedik diyebilirim rahatlıkla.. Hatta üniversiteye gitmeden önce daha çok şey biliyordum, Türkçe dersini de daha çok seviyordum.

Bölüm kararsızlığı olan arkadaşlar, bok işiniz mi vardı şu saate kadar bir bölüm seçemediniz lan?!
Neyse yardımımı esirgemeyeceğim sizden.
Siz şimdi olayı sadece üniversite okumak sandığınız için lay lay lom zannediyorsunuzdur bazı şeyleri. Havalı bir bölüme gideyim diyenler, anamı mesut edeyim diyenler, karı kız/ gitar çalan çocuk avlayalım diyenler... Yok gençlik, geçin bu işleri. 4 sene istediğiniz ortamı buldunuz diyelim, ya sonra? nanay.. 
Ne yapacağız peki? Olay şu:
Önce düşüneceğiz, benim hangi konularda yeteneğim var, hangi işlerde daha başarılıyım.. Sonra bu ilgi ve yeteneklere ait bölümler incelenecek. Ardından bu bölümlerde hangi dersler görülecek, okul bittikten sonra iş bulma olasılığımız nedir, hangi işleri bulabilirim, yükselebilir miyim gibi gibi sorulara cevap aranacak.. Çarklar tersine dönse bile ben bendeki bu güzel diploma ile nereye gitsem iş bulabilir miyim.. gibi sorular sorun kendinize. 
Bölüm seçimini bu yönde yapın. Mesela şimdiki aklım olsa diyerek başlayacağım cümlelerim var benim:
Şimdiki aklım olsa eğitim fakültesi istemezdim. 
Şimdiki aklım olsa madem seçtin bir bölüm gider okuldayken başka işlerle ilgilenir, alternatifler üretirdim. Staj yapardım.
Şimdiki aklım olsa ailemin yaşadığı yerde okumazdım..

Evet sakın sakın ailenizin yaşadığı yeri tercih etmeyin. Evden okula, okuldan eve oluyor ister istemez. Sorumluluk almak lazım, yurtta kalmak lazım, eve çıkmak lazım.. 
Merak etmeyin tercihlerinizi yapın yerleşin bu konularda da yazılarım gelecek. Sabırla beklemek lazım. 

*'^'*'^'*
Ben kaliteli bir liseden mezun oldum. ÖSS'den de iyi bir puan aldım. Psikoloji istiyordum intihar heveslisi ergenler gibi ama olmadı. Puanım yetiyordu ama burs imkanı ve mezun olduktan sonra iş imkanı istediğim kadar rahat olmayacaktı. Halbuki rahatmış ama bana kimse yol göstermediği için ondan vazgeçip ikinci çok istediğim bölüm olan Türkçe öğretmenliğini düşündüm. Puanım istediğim pek çok yere yetiyordu ama ne oldu, istediğim şehirleri yazmadım. "Madem Türkçe okuyacaksın, burada var uzağa gitmene gerek yok." dediler. Bana da biraz olsun mantıklı gelmiş olabilir belki ama işte korkmadan gitmem gerekiyordu yapamadım. 4 tercih yaptım. İlkine de cumburlooop yerleştim. Bir de sonuçlar gelince 5-6 saat kadar ağladım, sanki farklı bir şey yazmışım da sürpriz olmuş gibi. 
Kendi şehrimde okumak zorunda kaldım.
4 sene her gün işkence gibi geçti. İki çift laf edeceğin kimse yok. Okul ülkücülerle ve cemaat üyeleriyle doluydu. Hocalarından kantin görevlilerine kadar herkes manyak gibiydi. Dersten çık eve dön, evden çık derse gir. Bitse de gitsek diye diye geçti 4 sene. 
O bitti. KPSS sorunu çıktı. 74'le atanıyorduk ben 3. sınıftayken, sonra birden ne olduysa ben mezun oldum 80 oldu bu puan. Sonraki sene 83 mü ne oldu, bu sene de 90 olur allah bilir. 
2 senedir evdeyim, muhtemelen bu sene de evde olacağım.
Tek bir hata yaptım işte, ailemin sözünü dinleyerek üniversiteyi şehrimde okuyarak.. Eğer böyle yapmasaydım şu an işli güçlü bir insan olurdum. Üniversitede okurken kafa dengim  insanları bulabileceğim ortamlara girer, çevremi genişletirdim. Onlar sayesinde bir iş bulur, staj yapar, deneyim kazanır bir şeyler yapardım. İş bulamasam bile mezun olduktan sonra illa o şehirde kalacak bir yerim olurdu ve doya doya iş arardım. Her şekilde başka bir şehirde okusaydım şu an işsiz kalmayacaktım bunu biliyorum.

*'^'*'^'*
Şimdi özet geç lan göbel diyecekler için:

Sevgili kuzucuklarım:

1) İstediğiniz bölümün puanı ile sizin puanınız arasında uçurumlar yoksa, beklemekten zarar gelmez. Beklediğiniz sene ilerleyen yıllarınızı kurtarabilir. Bu konuyu iyice düşünmek lazım. Bir sene okurum sonra olmazsa sınavlara girerim diyenlerdenseniz mm biraz ne bileyim şeysiniz.. Hayalci. İmkansız bir şey değil elbette ama o saatten sonra göze almak daha da zorlaşacaktır.
2) Okuyacağınız bölümün tüm hayatınızı etkileyecek bir bölüm olduğunu unutmayın. Yatay geçiş yaparım nasılsa saçmalığını kafanızdan silip atın. O dediğiniz şey herkesin yapabileceği kadar kolay bir şey değil. Muhtemelen yerleştiğiniz bölümde kalmak zorunda kalacaksınız. 
3) Ailenizin yaşadığı şehri kesinlikle tercih etmeyin. Nedenini şöyle özetleyeyim: Bir arkadaşımla konuşuyorduk üniversitede dedi ki, "Bu şehre ilk geldiğimde ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilmiyordum, çok güvensizdim ama şimdi beni nereye isterseniz yollayın orada kendi hayatımı kurabilirim, sıfırdan başlayabilirim."
4) Öğrenciliği yan gelip yatma yeri olarak görmeyin. Bulduğunuz iş fırsatlarını değerlendirin, staj yapın. Mezun olunca yapacağınız işi belirlemiş olun ve bunun için kendinizi geliştirin ve ve ve işsiz kalsanız size iş bulacak kadar çevresi geniş insanlardan oluşan sağlam bir çevre edinin. Okul bittikten sonra çalışırım derseniz, okul bittikten sonra avcunuzu yalama olasılığınızın çok yüksek olduğunu belirtmek isterim. İlk seneden iş bulun hemen.
5) Eğer ölümsüz ve çok da zengin bir aileniz varsa bunların hiçbirine gerek olmayabilir tabii. Gidip rastgele bir üniversitede göt büyütebilirsiniz ya da hiç gitmeyin en güzeli..

2 yıllıkları küçümsemeyin, çok daha süper paralar kazanabiliyorlar, kendi işlerini kurabilecek beceriler elde edebiliyorlar mutlaka aklınızda bulunsun onlar da.. Ayrıca DGS çok da zor bir sınav değil bildiğim kadarıyla..

Not: Tercih yapmaya karar verdiğiniz bölümlerde son sınıf okuyan ya da o bölümlerden yeni mezun arkadaşlarla konuşmayı ihmal etmeyin. Bölümlerini en iyi onlar bilir. 


Bu yazdığım konuyla ilgili sorularınız varsa sizin için araştırabilirim. 
Öptüm çüz.


http://pippihasmet.blogspot.com/2010/07/universite-tercihleri-hakknda.html

30 Haziran 2010

Tecrübelerimle Sabitlediklerim


Konumuz yaşamdan neler öğrendik?

Şimdi düşünüyorum da ben doğuştan boş bir levha mıydım.? Hiçbir şey getirmedim mi dünyaya gelirken? Eğer öyleyse zaten her öğrendiğim şeyi hayattan öğrenmiş oluyorum. Yok eğer doğuştan getirdiğim bir şeyler de varsa onlar ne, tahmin ettiğimiz gibi yeme içme zımbırtılarıysa onun konumuzla ilişkisini kurmam saçma mı olur?
Evet ben boş bi levhaydım diyelim neler öğrendik.?
  • Öncelikle karşındakinin zekasına bakacaksın sonra kaç yaşında olduğunu soracaksın zekası ile yaşı arasındaki durumu analiz edip onu hayatında isteyip istemediğine karar vereceksin. Sevgili olarak değil canım hemen aklınız ona gidiyor, arkadaş olsun.
  • Babana güvenebilirsin ama bir yere kadar. En azından güvenmediğini belli etme bari.
  • Borç isteme, kimsenin parası yok çünkü.
  • Yapışkan bir erkeği başından savmak istiyorsan ondan borç iste. Anında siliyor.
  • Onlar kötü diye sen de kötü olma be, boşverrr..!
  • Dost dost diye nicesine sarılacağına gel bize bazı bazı.
  • Severken ayrıl kendine saygın olsun.
  • Bir insanı nasıl kazandıysan öyle kaybetmekten korkarsın. Yanlış yerlerde, yanlış şekilde bulma insanları. Doğru insan olsa bile yanlış insan olduğunu düşünüp güzel bir fırsatı kaçırabilirsin.
  • Hiç ayrılmayacakmış gibi sev, yarın ayrılacakmış gibi bağlan.
  • Kestirme kullanma.
  • Bir yakınını kaybetmeden çevrem çok geniş, herkes beni sever sayar deme. Düş de gör bebeğim..
  • İçindeki çocuğu öldür o seni yaralamadan.
  • Kan tükürsen de "kızılcık şerbeti içtim, sen de ister misin?" de.
  • Temiz yüzlü bir çocuğa benziyor deyip atlama öyle herkesin üstüne.
  • Aile sorunlarını çok samimi arkadaşlarına eşine sevgiline anlatma. İlla anlatacaksan hiç tanımadığın insanlara anlat.
  • Kadın olmak karşındaki "erkekse" değerlidir yoksa hiç bulaşma.
  • Hayatın küçük mesajlarını dikkate al, yol yakınken çıkan sorunları büyüt ve tamamen kurtul.
  • Karşı cinsi dövme. Aslında kimseyi dövme.
  • Tesadüf diye bir şey yoktur.
  • Her zaman "hayırlısıyla beri hayırsızsa geri" de. Başına gelen kötü şeyler yüzünden "amasını satayım lan ne biçim hayat, kahpe kader" deyip kaderin namusuna dil uzatma. Hayırlısı böyle demek ki böyle oldu de. Yine de düzeltmek için çabalamaktan vazgeçme. Bunun kimseye bir zararı yok. 
  • Blog yazmaktan vazgeçme. Yazdıkça, geçmişinle yüzleştikçe geçmiş acılarının, travmalarının etkisinin azaldığını unutma. Yazarken ağlarsın sümüğün akar ama sonra biter geçer.
  • İyiler daima kazanır. Aslında illa ki herkes kazanır ya kazanınca "ben iyiyim de ondan kazandım" de.
  • Koşma düşersin.
  • Aile ne olursa olsun değerli. Anne ve babanı seçemiyorsun belki ama kendi aileni kurarken önce kendini ne kadar tanıyıp tanımadığını sorgula, ne istediğinden emin ol. Evet sonu olabilir ama olma ihtimalini düşürmek senin elinde. 
  • Aşk bir sudur iç iç kudur.
  • Dil bildiğini sakla ki karşındakinin yediği haltları rahatça takip edebil.
  • Hayatından çıkaramayacağın kimse olmasın mümkünse, zira bir gün herkes gidiyor.
  • Ne ka ekmek o ka köfte.
  • Sikimden aşşaaa kasımpaşa. Balıkesir bandırma sik anasını aldırma. ve hatta çok da lülü.
  • Çok naz aşık usandırır.
  • Çok kirlenme sabuna yazık, çok acıkma ekmeğe yazık.
  • Ekleme kuyruk tez kopar.
  • Gönülsüz davara giden itten hayır gelmez.
  • Lafla peynir gemisi yürümez.
  • Tavuk götü tövbe tutmaz.
  • İnsan şaşırınca karısına hala der.
  • Kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmaz.
  • Nerde çokluk orda bokluk.
  • Unun yoksa bazlamaya, yağın yoksa gözlemeye özenme.
  • Mahallede biri ölür herkes kendi ölüsüne ağlar.
  • Tavuk götünle kaz yumurtası yumurtlamaya kalkarsan ağzından bakınca götünden hayrobolu gözükür.
  • Ne şamın şekeri ne arabın zekeri.
  • Şaşkın ördek götün götün yüzer.
  • Eğri ağaca yayım her gördüğüne dayım deme.
  • Tavuğum yumurtladı deme kümese hırsız dadanır.
  • Tedariksiz abdeste giden domala domala taş arar.
  • Atalarımızı ciddiye al.
  • Terbiyeni takın, atasözlerini terbiyesizliğine alet etme.
Aslında öğrendiklerim bundan ibaret değil elbette ama şimdilik bu kadar. Devam edecek..