14 Ağustos 2010

Sen Yenisin Galiba Volume I



Üniversiteye yeni başlamak demek pek çok sorunla peş peşe karşılaşmak demek malum. Senden önce okula kayıt yaptıranların senin üzerinde kurmaya çalıştığı otoriteden, kantinde tost sırası beklemeye, arkadaşlarla gece gezmesine çıkmaya kadar bir sürü olayda minik ipuçları ister. Bunları maddelemek sanırım daha kolay olacak..
  • Valiz hazırlama: Okula ilk gidişte ne var ne yok doldurulur o valize, hiç dönülmeyecekmiş gibi uzun uzun hazırlanır o valiz. Oysa gerekli görülen her ne varsa okulun olduğu şehirden temin edilebilir. Önemli olan bu gerçekle erken yüzleşmektir. Bu konuyla ilgili bir başka durum ise bunun tam tersidir ilk başta hiçbir şeyi gerekli görmeyip el kol sallanarak gidilir ama anlaşılır ki ütü için, saç kurutma makinesi için yan odadaki arkadaşa yalakalık yapmak zorunda kalınır. Yan odadaki arkadaş eşyaları kullanma konusunda veto getirdiğinde sizin için de ağır valizler taşıma günleri başlamış demektir. Bir de bazı aileler turşu, tarhana vs. koymaktadırlar valizlere. Ailelere burdan bir itirafım olacak.. "Aman kimseye gösterme evladım, sen kendin ye.." sözleri nafiledir, ne gönderiliyorsa orta malı olur, gelen yer giden yer kimi zaman o yemesi istenen evlada bile kalmaz. Bundan sebep gereksiz yiyecekler konulmaması önemle rica olunur ya da koyun en güzeli odur, üleşe üleşe yenir ne güzel..
  • Veda: Başlarda vedalar acı verir ama daha sonra okuldan bir sevgili bulunduğunda vedalar sevince dönüşür sevgiliyi görme arzusu ile koşa koşa gidilir okulun bulunduğu şehre.. Ki sevgili bulunmasa da koşa koşa gidilir çünkü üniversite hayatı birçokları için özgürlük demektir. Tatiller işkenceye dönüşebilir..
  • Yolculuk: Her seferinde farklı bir anı bırakır, nedense türlü olaylar da hep öğrencileri bulur, ön koltukta sevişen turistler, mis koklayan yaşlı amcalar, horlayan güzel kadınlar, saç baş çekiştiren bir yandan da ağlayan çocuklar... Yol bittiğinde uyuşan popolar rahata erer ama uzun yollar da hiç çekilmez.. Başlarda uyuyamayan öğrenci memlekete birkaç kere gidip geldikten sonra yolda uyuma alışkanlığı kazanır, uyumak istemese bile kendini koltuğun kıllı kollarında bulur.
  • İniş: Okulun bulunduğu şehre geliş.. Başlarda acı verir, "Ne yapacağım ben şimdi bu tanımadığım insanlar arasın", "Başıma bir şey gelse tanıdığım kimse de yok." gibi çeşitli endişelere sebep olur ama okulda yıllandıkça o malum memleketteki tanıdıklar kendi memleketindeki tanıdıkların sayısını aştıktan sonra korku da kalmaz, endişe de. Önceleri tek başıma bir şey yapamayacağını düşünen öğrenci, tecrübe edindikçe "Beni şimdi nereye bırakırsan bırak hayatımı kurabilirim.." safhasına gelir.
  • Yurda yerleşme: En acıklı durumdur belki de.. Bir oda vardır ve bu odayı paylaşmak zorunda kalan birkaç öğrenci.. Önce herkes birbirini derin derin süzer, ön yargılar önemlidir bu aşamada.. Giyim kuşama dikkat edilir, nereli olduğu anlaşılmaya çalışılır, sonra yavaş yavaş bölümler, memleketler derken bir bakmışsın can ciğer kuzu sarması olmuşsun.. He daha sonra bu can ciğer kuzu sarması durum şampuanı izinsiz kullanmaktan dolayı bozulur ama olsun.. Tuzu biberidir olayın.
  • İlk ders/Dersler: Sınıfı bulma aşaması uzun sürer panik yapmamak lazımdır. Yeni öğrenci başta hiçbir yeri öğrenemeyeceğini zannetse de durum öyle değildir, bloklar arası, katlar arası bütün sorunları bir haftada atlatacaktır. Sınıfta kim var, kim yok, kim güzel, kim belalı ilk derste anlaşılmaya çalışılır. İlk başta herkes tedirgin olduğu için olaylara şak diye dalmamak da gerekir. Misal arkadaşım Tanju, ilk ders ön sırada oturan arkadaş Türkan'a adını sorduğunda aldığı cevap 4 sene şaşırmamıza neden olmuştur: "Sana ne..!" İlk ders ve sonrasındaki ilk derslerde hocaların ağzından çıkan her sözün çok çok önemli olduğu zannedilir, bütün hocalar önemlidir, bütün dersler önemlidir, hangi kitap adı verilirse uzun uzun not alınır, okula yakın bir kırtasiyeden kitap temin edilir, "Hocam, nasıl defter alalım." gibi sorular soran birkaç salak çıkacaktır, normaldir. Blok ders ne demektir, ders arası nedir, ders nasıl düşer..? Şimdi bunlar önemli tabii. Blok dersten başlayalım. Ders çizelgesinde aynı hocanın aynı dersi peş peşe iki, üç ya da dört saat verildiyse hoca ders arası vermeden derse devam etme hakkına sahiptir buna da blok ders denir. Yani tek ders gibi işlenen birden fazla ders. Ders arası dedik, bu da bundan önceki eğitim hayatındaki teneffüse tekabül eder. Yanlışlıkla "Teneffüse çıkmayacak mıyız?" gibi bir soru öğrencilik hayatında kötü bir anı olarak kalabilir aman dikkat. Ayrıca ders arası için hocanın kitaplarını vs zımbırtılarını toplayıp sınıftan çıkması kafidir, zil yoktur üniversitede boşuna beklememeli. Gelelim ders düşmesine.. Bu konu öğrenciler için çok zevklidir. Ders süresi başladıktan sonra geçen 15 dk içinde hoca gelmezse ya da geleceğine/gelmeyeceğine dair bir bilgi göndermezse ders düşer, öğrenciler dersi terk eder. Ders düşmesi budur ama risklidir, bunu yapmadan önce hocanın odası bulunmalı, kapısına not yazmadığından emin olunmalı zira bu yüzden de bir ders boyunca azar işitmişliğimiz var.. Ayrıca hoca derse gelmediğinde hocayı arayıp "Hocam, gelecek misiniz, bizimle dersiniz vardı." demek saçmadır. Hele hele hoca, "Unutmuşum bekleyin geliyorum." derse sakın sakın kaçılmamalıdır. Biz bunu da yapmıştık, salağın biri hocayı arayıp derse çağırdı ve sonra da kaçalım diye bütün sınıfı organize etti, sonuç mu, hepimiz yok yazıldık. Yok yazılmak dedim de.. Üniversitedeki yoklama bulunduğunuza dair imza atmanız şeklindedir. Tabii bazı uyanık öğrenciler işin suyunu çıkardığı için onlardan daha uyanık hocalar yoklama yöntemlerini geliştirmişlerdir. Bazı hocalar sınıftaki öğrenci sayısını ve imza sayısını sayar. Bu tip hocaların dersi için sizin yerinize derse girecek bir öğrenci bulmak gerekmektedir. Burda esas nokta öğrencinin o dersin adının ne olduğunu bilmesi, hoca tarafından sizin ya da o öğrencinin tanınmıyor olması, o öğrencinin sizin okul numaranızı ve/veya adınızı biliyor olmasıdır. Bir keresinde bu tip bir durumda adı kırk defa söylenen öğrencinin yerine derse giren salak burda demediği için sınıfta bir kişi fazla çıkmıştı bilginize.. İmza atılırken tükenmez kalem kullanılır ve bu tükenmez kalem renkli olmaz.. Ayrıca kredi kartı alırken kullandığınız imzayı kullanmanızın hiçbir anlamı yoktur, kolayca kopyalanabilen bir imza seçilmesi sonraki dönemlerde işe yarayacaktır. Her zaman sınıftan bir inek öğrenci ayarlanmalıdır. "Abi, sana kız bulacağım." ayağına bile olsa bu risk göze alınmalıdır ya da karşı cinsten biri olursa iş daha kolaydır, bir göz süzüldü mü iş tamamdır.. Ders notları, imza atma konusunda işe yarayacaktır bu yatırım.. Derse geç gelmek her hoca tarafından hoş karşılanan bir davranış değildir bu unutulmamalıdır.
  • Vizeler/Finaller: Vize ilk olacağınız sınavlardır. Bir dönem içinde her dersten birer vize ve birer final olursunuz. Okuldan okula değişmektedir bu vize final dönemleri. Bir hafta ya da iki hafta gibi bir zamana sıkıştırılır, bazı okullarda vize zamanı dersler devam eder. Bazılarında, ki çoğunda, vize ve final zamanı ders olmaz. İlk sınavlar vizedir dedik ve son sınav yani ikinci sınavlar da finallerdir. Finallerden sonra dönem biter ders olmaz. Burda önemli olan not tutmaktır. Düzenli not tutamıyorsanız düzenli not tutan bir arkadaşınız olmalı. Kopya çekilmez mi üniversitede, çekilir çok da güzel çekilir ama değer mi alınan riske bilinmez. Zira kopya çekerken yakalanan öğrenci okuldan uzaklaştırılır, okuldan atılanına bile rastlanmışlığım var. Finallerin notu vize notuna göre daha değerlidir ortalamayı daha çok etkiler. Okuldan okula değişse de notlar da şu şekildedir. AA, BA, BB, CB, CC, DC, DD, FD, FF. Bazı okullardan sınır kabul edilen bir durum vardır, misal Gazi'de şu şekilde idi. Dersten alınan not eğer DC ise bu öğrenci geçebilir de kalabilir de, bu durumda öğrencinin diğer notlarına bakılır, eğer dönem ortalaması 2.00'nin(bu da üniversiteden üniversiteye değişebilir ama illa bir sınır vardır bu şekilde) üzerinde ise öğrenci DC+ alır ve dersten geçer, ama 2.00'ın altında ise DC- alır ve dersten kalır. Bu durum bazı okullarda DD için geçerlidir. AA her öğrenciye nasip olmaz, BA'yla da idare edilir. Ortalamayı yüksek tutmak için kredisi bol olan dersleri AA düşürmeye dikkat etmeli. Kredi nedir? Ders saatidir, öğrencinin bir dönem içinde kaç saat ders alabileceğini ifade eder. İlk dönem pek işe yaramaz sonraki dönemlerde dersten kalma ya da üstten ders alma durumlarında önem kazanır. Dersten kalındığında o dersten kurtuldum anlamına gelmez, üniversitede kalınan ders tekrar tekrar ta ki o dersten geçene kadar alınmak mecburiyetindedir. Üstten ders alma olayı ise ilk seneden itibaren kredin el verdiği şekilde bir üst sınıftan ders almak anlamına gelmektedir. Yani okulu erken bitirme derdindeki bir öğrenci, birinci sınıftayken ikinci sınıfın derslerinden bazılarını alabilmektedir. Bu şekilde dört yıllık okulu üç senede bitirmek mümkündür.
  • Yaz okulu/Bütünleme Sınavı/Tek Ders Sınavı: Kalınan dersi vermek için normal eğitim öğretim süreci dışında çeşitli imkanlar sunulmuştur. Bunlardan biri yaz okuludur. Yaz okulunda öğrenci yaz boyunca, her yerde değişir mi bilmem ama, Gazi'de yedi haftalık bir süre boyunca ders görür. Bazı okullarda yaz okulunda üstten ders almak da mümkündür. Önemli olan o dersi açmaya yeter sayıda öğrencinin olmasıdır, yaz okulunda her ders açılacak diye bir kaide yoktur. Yaz okulu sınıfları fazlasıyla karmaşıktır, birinci sınıfın dersini alan altıncı yedinci sınıflara (!) bile rastlanmaktadır. Yaz okulu bedava değildir, krediye bir değer verilir ve öğrenci kayıt olurken bu parayı yatırır, masraflıdır. Bazı okullarda bütünleme sınavı vardır bu sınava öğrenciler BÜT der. "Büt ne?" diye sormak cahillik sayılır. Bütünleme sınavı final notları açıklandıktan sonra öğrenciye sunulan bir imkandır. Kurtarma yazılısı gibi düşünün. Tek ders sınavı mezun olma durumuna engel teşkil edecek bir tane dersi olan öğrenciye sunulan bir imkandır.
  • Üniversite Arkadaşlıkları: Tadı hiçbir yerde bulunamayan arkadaşlıklardır. Tadı farklıdır ama bu her zaman güzel olacağı anlamına gelmez. İlk kural kolay kolay kimseye güvenilmemesi gerektiğidir. Kimse kimsenin gerçek yüzünü bilmediğinden ve gerçek yüzler ancak mezun olmaya bir iki ay kaldığında ortaya çıkacağından temkinli davranılmalıdır. Üniversite arkadaşlığı , yurt, ev, sınıf arkadaşlığı gibi çeşitli alt dallara ayrılır, her birinin tadı ayrıdır.. Birbirlerinin sevgililerine asılmak, arkadan konuşmak, yalan söylemek lisede olduğu gibi üniversite de devam etmektedir ama has dost bulundu mu da tadından yenmez. Okula ilk gittiğinde edindiğin arkadaşlara dikkat. İlk zamanlarda kimle gezersen mezun olana kadar onlarla anılırsın, abidik gubidik tiplerle arkadaş olma.
  • Üniversite Aşkları: Aileden ayrılmış mini minicik evladımızın çocuk ve ergen psikolojisini üzerinden atmasına yardımcı olacak aşklardır. Aile ile yaşanmadığı için doyasıya yaşanır, kah sevgilinin kapısında yatılır kah gecenin bir yarısı elde papatyalarla yollara dökülünür kah hasta olan sevgiliye çorba yapılır, evlilik provasıdır kimine göre. Kişiden kişiye değişir, kimi öğrenci ilk sene hayatının aşkını bulma umudu taşır ve bu amaçla yaklaşır karşı cinse kimi de gönlünü eğlendirme derdindedir. Bir de memleketteki sevgilisini unutup yeni aşklara yelken açanlar vardır ki bu konu derin mevzudur. Her öğrenci evinde kurutulmuş güller mevcuttur.
  • Üniversitede Siyaset: Başa bela açması kaçınılmaz eylem olur kendisi.. Ama tadı da bir başkadır, olmazsa olmazdır.. Lise bitmiş, tek model giyimlerden kurtulunmuş renk belli etme fırsatı verilmiş.. Çeşit çeşit sakallar, bıyıklar gündeme gelir. Top sakallılar solcu, bıyıkları aşağı doğru bakanlar ülkücüdür saçmalıklarıyla karşılaşılır.. Gitar çalmaya kalkıldığında bir grup ülkücü tarafından tehdit alabilirsiniz ya da buna benzer pek çok şey. Öğrencinin haksızlığa uğradığı yerde eylem yapılır, bilmem hangi konuda bildiri dağıtılır, adı sadece belli kişiler tarafından bilinen gruplara üye olunur. Üniversiteye gelene kadar öğrenilmeyen nice terim öğrenilir, nice insan tanınır, nice kitap okunur... Simgeler değerlendirilmeye alınır. İlk seneler bu siyaset işleri pek bir acımasızdır. "Benim düşüncem en güzeli, sen benim gibi düşünmüyorsan salaksın, senin cezanı kesmem lazım" 'dan öteye gitmez, daha sonraları daha ılımlı bir tavır takınılır, bilekle değil zekayla halletme yönünde karar alınır, bu şekilde yaşanır.
  • Hocalarla ilişkiler: Her zaman dikkatli olunması gerekmektedir. Öğrenci yanlısı gibi görünen nice hocanın aslında öyle olmadığı acı tecrübelerle öğrenilebilir. Bu nedenle benim aram bu hocayla iyi deyip yatılmamalıdır, her zaman dikkatli olunmalıdır. Öğrenci-hoca ilişkileri hiçbir zaman pembe olamamıştır. Gereksiz yere sert de davranılmamalıdır tabii.
  • Kantin: İlk günlerden itibaren kantin çalışanlarından birini ya da birkaçını kafalamaya çalışmalıdır öğrenci. Neden, çünkü kantinciyle arkadaş olmak demek erkenden doymak demektir. Hele de boyunuz kısaysa kantinciyle hemşehri çıkmak için elden gelen yapılmalıdır. Yoksa siz bir tost söyleyeceksiniz, kantinci sizi duyacak, size tost yapacak, sonra o tostu uzun boylu biri alacak, sonra itiraz edeceksiniz, size yeni tost yapılacak ama kaşarlı olmayacak o tostu da başkası alacak, size yeniden kaşarlı bir tost yapılacak uzanıp almak için bir dünya kişiyle mücadele edeceksiniz, ardından çay söyleyeceksiniz, çayınızı alacaksınız, çay gelene kadar tost soğumuş olacak vs vs. uzun iş..
  • Kavgalar: Üniversite kavgasız olmaz. Bir sürü sebepten çıkabilir bu kavgalar, siyasi sebeplerden, sevgili davasından, ev arkadaşlığı/oda arkadaşlığı yüzünden, yurtta priz yüzünden, duş yüzünden vs vs... Üniversite kavgalarını geçtiğimiz senelerde Antalya'da yaşananlar gibi abartmamak gerekmektedir. Sözlerle halledilmeye çalışılmalıdır ki zaten aslında çoğu, sözle halledilir. Okula başlayan öğrenci için bu durumun olma olasılığı daha fazladır.. Okula bir sene önce gelmiş öğrenciler abilerinden görev almışlardır: "Yeni gelenleri uyarın.." Bu nedenle de kendini bir şey sanma derdinde olan ikinci sınıflar birinci sınıfları uyarırlar bu uyarı çoğu zaman komik olur zira yeni gelenin kafa tutma olasılığı yüksektir ama ikinci sınıfın götü yemez ve hemen abilerinden bahseder.. Biz burda büyüğüz anlamına gelen iddialı cümleler kurar. Bu tür bir anda yeni öğrencinin yapması gereken şey "hı hı, tamam" deyip çekilmektir çünkü bu saçma hevesleri hemencecik sönecektir. Egolarını tatmin etme yolunda yapılan saçma bir eylemden öteye gitmez.. Boşu boşuna baş belaya sokulmamalıdır. Kavga için değecek bir sebep olur mu bilmiyorum ama olursa da bir süre beklenilmelidir ki çevre edinebilesin. Çevre olmadan çok dayak yersin..
  • Abazan olma her kıza asılma.
  • Hayatımın aşkını bulacağım ümidinden vazgeç. Eğer varsa öyle biri illa ki buluşturur kader seni. -çok pis kafiye yaparım.-
  • Eve çıkmak kolay değildir, çok iyi anlaşıyorum dediğin arkadaşınla bile anlaşamadığını görürsün eve çıkınca. O yüzden çok acele etme.
  • Bir de gider gitmez hafif çevre edindikten, dersleri azıcık idrak ettikten sonra işte birinci sınıfın ikinci dönemi gibi, iş bul kendine. Hem çalış hem oku. Çok zor değil gerçekten. Üstelik karşı cins üzerinde etkilidir, içiniz rahat olsun. Bir de para ve tecrübe edinmenin tadı var ki ooff of off..
Sorular, istekler ve gelen yorumlar üzerine "Sen Yenisin Galiba Volume II"'yi de yazacağım.
http://pippihasmet.blogspot.com/2010/08/sen-yenisin-galiba-volume-i.html

24 yorum:

travego dedi ki...

ben durumun sadece aileden ayrılma filan fıstık kısmı ile ilgili olarak bir albümümde kısa birşeyler yazmıştım...

Sanki,daha uzun bir süre geçmeliymiş gibi; yola ilk çıkma zamanı geldiğinde, annemin sarıldığım boynuna düşen gözyaşımın izinin kurumasının üzerinden. Hala yerinde ve ıslak gibi. Aslında dün gibi. Parçalanıp bir parçamın doğduğum şehirde kaldığı gün sanki dün; açtığı izler ise yüzyıllar öncesinden bir iz gibi yeni yeni geçiyor. Yol zamanında "doğduğum" şehrin serin bir akşamını "olduğum" şehrin sıcak bir sabahına bağlayan, adi sarı bir lambanın altında parlayan otobüs bile halen gözlerimin önünde.

Hiç tanımadığım bir şehrin sokaklarında ilk kez yürürken bir zaman sonra ne kadar tanıdık gelip bir o kadar uzak olduğunu yıllar sonra anlayacaktım. Yaşadıklarımdan ve hayatın bana gösterdiklerinden hiç pişman olmadım. Göreceklerime de hazırlanıyorum yol zamanı yeniden gelip çattığında.


gerisini merak edenler için: http://www.yasiyorum.net/ Yol Zamanı :)

yesil dedi ki...

ben üniyi kendi şehrimde okudum anlattıklarının çoğunu yaşamak zorunda kalmadım.bazı zevklerden mahrum kalmış olabilirim ama kesinlikle çok rahat bi öğrencilik geçirdim.

ayrıca resimdeki teyze bomba. bi 100 sene daha yaşar.

cips yiyemeyen kız dedi ki...

Tam kurtuldum derken sayende öğrenciliğimi tekrar yaşadım walla (:

Fareli Köyün Kavalcıları dedi ki...

Bu yazı çok yardımcı olacak bize. :) Devamını yazarsın umarım.

Montevida dedi ki...

Volume II'yi istiyoruuum! :) Çok güzel ve baya bilgilendirici bir yazı olmuş..

Montevida dedi ki...

Volume II'yi istiyoruuum! :) Çok güzel ve baya bilgilendirici bir yazı olmuş..

Adsız dedi ki...

Vol II yi bekliyoruz haberin olsun.

KabaKulak dedi ki...

vallaha gittim geldim gittim geldim. Mazimle seviştim lan. Neyse şimdi 24 saat evde cevapsz çağrıların çocuğuyuz. Son sözüm; Üniversitede olan üniversitede kalır..

wimparella dedi ki...

maşallah kitap bile çıkar bu konudan valla zevkle okudum :D

GünCeraN dedi ki...

Valla bıraktığım üniversiteyi ailemin yanında okuduğum için bunların çoğunu yaşayamadım ama bundan sonrası için iyi bir kaynak olacak galiba... ;) (Tabii tamamını okuyabilirsem :)))

2. bölümü iple çekiyoruz pippi cesMet.. pardon, haşmet... :P ..

ıvır zıvır dedi ki...

belediyedeyim... :) hepsini okudum dersem yalan olur, ama yeterince okudum..

okul hayatından ömrüm boyunca hep buruk bir lezzet almışımdır. ilkokul bitip ortaokula geçince bile daha o zaman ki çocukların henüz akıl edemediği 'ilkokul yıllarını özleme' piskozuna bile girmiştim... bayağ bayağ özlemiştim hemde...
üniversite olmuş... ilkokul olmuş çok farkıda yok hani... bırakılan/terkedilen herşey aynı... arkadaşlar, dersler, sıralar, iyi/kötü hocalar, anılar vs..vs..

her neyse...
yazın çok güzel haşmet :S...
garip bi hüzün bürüdü yine..

küfkedisi dedi ki...

genç arkadaşlara bir rehber niteliğinde olmuş, tebrikler efenim.

evet ben yaşlıyım geçmiş zaman olur ki tadında okudum, hüzünlendim, yorum ciddi oldu maalesef :D

pippi haşmet dedi ki...

travego , teşekkür ederiz efenim, ilgilenen arkadaşlar okusunlar

pippi haşmet dedi ki...

yesil, ben de şehrimde okudum bununla ilgili de bir taslağım var birkaç gün içinde düzenleyip yayınlarım ;)

pippi haşmet dedi ki...

cips yiyemeyen kız, ehe kötü mü canım aa, özledikçe bakarsın artık :)

pippi haşmet dedi ki...

Fareli Köyün Kavalcıları, devamı gelecek kesinlikle ;)

pippi haşmet dedi ki...

Montevida, iki üç allah ne verdiyse :)

pippi haşmet dedi ki...

Adsız, geleeecek ;)

pippi haşmet dedi ki...

KabaKulak, öğretecek çok şey yenilere, çoook :)

pippi haşmet dedi ki...

wimparella , olabilir aslında gerçekten hem de ne güzel olur ooohoo :)

pippi haşmet dedi ki...

GünCeraN , ailemin yanında okudum ben de onun için de yazı yazacağım en kısa zamanda ;)

pippi haşmet dedi ki...

ıvır zıvır, ben özlemiyorum aslında. sadece pişmanlıklarım var, çok eğlenceli bir hayat yaşamadım. Pişmanım bundan dolayı..

pippi haşmet dedi ki...

küfkedisi, ben de yaşlıyım :) Hatırlamak için ıkındım ama unutmamışım neyse ki :)

Panda dedi ki...

aaa çok teşekkürler..bu sene gidiyorum ben de...çok yardımı oldu bana :)