6 Mayıs 2010

Ünlüler ve Zımbırtıları

"Ünlüler ve Sosyal Medya" diyecektim ama dilim varmadı. 
Geçen seneydi galiba, Sertab, Twitter'a geldi. Yalnız dikkatinizi çekerim Sertab diyorum çünkü kendisiyle bir kere de olsa mesajlaşmıştım. Cevap yazmıştı bana 140 karakterli. Kendimi bir şey sanmıştım cık cık cık. Yalnız ben ilk takipçilerindendim ve o zamanlar zevkliydi az kişiyle. Ki ben ünlü yalakası gibi görünmek istemediğim için @li cevaplar bile vermedim hiç. 
 Biraz zaman geçti, sayı binlere ulaştı. FriendFeed'e bir fotoğraf gönderiyor 1200 beğeni, 600 yorum geliyor alla alla.. İş giderek zıvanadan çıktı ve takibi bıraktım. Birileri daha gelmeye başladı. Onlara da yorumlar, beğeniler.. Kıskandım tabii ne yalan söyleyeyim. Zaten her yerdesiniz bari kıçı kırık sayfalarımızda biz popüler olsaydık.

Böyle oraya buraya gelen ünlülerden daha da sıkıldım mesela pippi olarak hiçbir ünlüye bulaşmayı düşünmüyorum. Çok çirkin oluyor. 
İşin ilginç yanı, dışarıdan nasıl göründüklerini bilmeyen ünlüler yazdıkça yazmaya devam ediyorlar. Yazsınlar bir şey dediğim yok da, şarkılarını bayıla bayıla dinlediğim birinin bağlaç özürlü olduğunu öğrenmem çok koyuyor bana. Hani onlar mükemmeldi, hani kusurları yoktu bana ne ama ya, olur mu hiç.. "bişi" yazabilir mi bir ünlü? Hadi piyasa şarkıcısı olsa anlarım ama o da değil. He lafım Sertab için değil, aklımda bunlar kalmış ünlülerle ilgili.

Sonracığıma merak ettiğim bir şey daha var: Yabancı ünlüler Twitter kullanmaya başlamamış olsaydı bizimkilerden kim kendi adıyla gelip de Twitter açardı? Sanmıyorum ki olsun böyle bir şey. 
Olay Twitter'la da bitmedi, blog da açtı bazıları ama bak blogu destekliyorum kesinlikle. Blog açsınlar hepsinden daha iyi. 

Bir de sadece ünlüler için Twitter kullananlar var. Zannedersin sabah akşam beraberler. Bu vatandaşlar da dışarıdan embesil gibi göründüklerini bilmiyorlar herhalde. Kimisi basına ilgi duyuyor ve çevre yapmaya çalışıyor kimi ünlülere yalakalık yaparsam takipçim artar diyor. Çok takipçi ne işe yarar, inanın bir türlü çözemedim. Ne yani, sivilcelerini patlattığını öğrenen 54759456420 tane kişinin sana katkısı ne olabilir.?
Bence psikoloji mütehassısları "Sosyal Ağlarda Ünlüler" tarzı makaleler yazmalı. 

Dünyadaki bütün ünlüler de gelse hatta hepsi de bana hayran olsa (gülüşmeler) ben yine de Sertab derim. O kadar naifti ki.. Herkesi mutlu edeceğim, kimseyi kırmayacağım, herkesin fikrini alacağım diye uğraşıyordu gerçi daha önceden de tahmin ettiğim gibi huyu buymuş zaten, zorlama bir şey yok. Yine de Sertab'ı takip ediyor muyum, artık hayır.. Çünkü sırf onun için hesap açanlar bile var artık aynı cümleleri görmek midemi bulandırıyor..
"Çoook güsel"
"Ayy bayılıyom sana"
"Bu foto daha cici"
gibi gibi gibi..

He bir de geçenlerde bir profilde gördüm. Adam, eski bir mankene +18 imalı ama sorsan gayet normal cümlelerle kur yapıyordu. 

Bugün yazdığın 140 karakter, yarın gazeteye manşet de olabilir böyle bir şey de var tabii.. Bunu bunu yazdı Twitter'da diye haberler yapılıyor malum. Bu da bazı ünlülerin ekmeğine yağ sürüyor muhtemelen. Bazıları bariz didişmek için, konuşulmak için orada belli.

Öyle işte, aman şairler yazarlar bulaşmasa derken onlar da bulaştı hafiften. Yok yok, biz yine hayalimizdeki gibi kabul edelim, bana ne özel hayatından, arkadaşlarından, yediğinden, içtiğinden. Hiç!


http://pippihasmet.blogspot.com/2010/05/unluler-ve-zmbrtlar.html

İçten Dışa Sesler

Ben aslında çok şey istemişim.
Anlatacak çok şeyim var aslında ama hangisini anlatayım, nasıl toparlayayım içimdekileri de hepsini birden dökeyim bilmiyorum bilmiyorum bilmiyorum.
Çocukken öğretmencilik oynardım kendi kendime. Hayali öğrencilerim vardı, hepsine ders anlatırdım. Sonra 4. sınıfa geldim. Psikolog olmaya karar verdim. Yıllarca bunu sayıkladım ta ki lisede son sınıfa gelene kadar. Kardeşim hukuk okumaya karar verdi. "Babam memur" dedim, "İkimizi birden okutamaz, hem memur çocuğuyum psikolog olsam nasıl istediğim gibi çalışacağım ki para yok pul yok".  Kimse de bana yol göstermedi, kimse "Hayallerinin peşinden git, kimse için vazgeçme hayallerinden" demedi. Cahildim, küçüktüm. Vazgeçtim. İkinci dileğime geri döndüm. Başkaları yüzünden belki ama başkaları için. Ne annem ne kardeşim için seçtim bunu, sadece benim gibi çocuklar için, memur çocukları için, işçi çocukları için, çiftçi çocukları için.. Öğretmen olmalıyım dedim, bir köye gitmeliyim, bütün köyü eğitmeliyim, küçük bir ilçeye gitmeliyim, oradaki öğrencilere yol göstermeliyim, onlara hayallerin öneminden bahsetmeliyim, kız çocuklarını okumaya teşvik etmeliyim, onlar da okumalı, öğrenmeli, büyümeli, başkalarına yardım edebilmeli, öğrendiklerini öğretebilmeli...
Ne dershaneye gittim ne de bir sürü kaynak aldırdım. Nasıl kazandığımı ben bile bilmiyorum ama kazandım ben o sınavı.
Psikolojiden vazgeçip Türkçe öğretmenliğini seçtim. Ailem şehir dışına gitmeme izin vermedi. Mücadele ettim ama karşıma öyle şeylerle geldiler ki başka çarem kalmadı. "Sen gidersen kardeşini okutamayız, baban memur maaşıyla ikinizi birden okutamaz." Mecbur kaldım, kendi şehrimde okumaya başladım. 
Kardeşim de iki sene sonra hukuk okumaya başladı, İstanbul'da..
Okulum bitti. Diplomayı aldım, aldım da ne oldu.?
Hayallerim vardı, planlarım vardı. Öğrencilerim olacaktı. Olmadı.
KPSS dediler, kazanmalısın dediler. 6 senedir görmediğin derslerden sınava gireceksin dediler. Girdim. Olmadı. Yemeden içmeden kesildim. 3 ay ölü gibi gezdim.
Parasızlık, evden dışarı çıkamama, işe yaramadığım hissi... 
Bir iş buldum ama 2 ay çalışabildim. Herkes "Aptalsın, iş bulmuşsun işte çalışsana" dese de, olmadı. Evraklar arasında dolaşıp internet özürlü müdürlerin msn'lerini açarken aklımda öğrencilerim vardı. Bir yerlerde öğretmen bekleyen çocuklar vardı ama ben buradaydım, birilerinin telefonlarına bakmakla meşguldüm. Bunun için mi okudum ben dedim. Sınava çalışmak için iş yerinden ayrıldım. Tekrar çalıştım sınavı kazanmak için. 
Yine olmadı.
Diğer KPSS mağduru arkadaşları sattım belki ama delirmek üzereydim. Ücretli öğretmenliği kabul etmek zorunda kaldım. 
Bir dönem boyunca bir köyde çalıştım. Şartları umurumda bile değildi. Hatta işe yaradığım için her gün şükrediyordum. 
Türkçe öğretmenliği okumuştum ama ilkokul 2. sınıfın dersine giriyordum. 5 tane öğrencim vardı birbirinden zeki. İlk derste "Öğretmenim, sizin gelmenizi çok bekledik biz" dediler. Gözlerim doldu, içimden "Ben de size gelmeyi çok bekledim" dedim ama duymadılar. Bir dönem boyunca onları o kadar güzellikle donattım ki ben bile yapabildiklerimi görüp şaşırdım. İkinci dönem onlardan ayrılacağımı bildiğim için bir dönem dolu dolu geçti ve çok geliştiler. 50-60 çocuk kitabı okudu sadece bir tanesi bile. Birbirlerine iyi davranmayı öğrendiler, empatiyi öğrendiler, insanları yaftalamamayı öğrendiler, herkesi kardeş gibi sevmeyi öğrendiler.. Şiir yazdılar, beste yaptılar, resim çizdiler... 
Birinci dönem biter bitmez eve dönmek zorunda kaldım çünkü yerine geldiğim öğretmen dönmüştü.
İkinci dönem nasıl mı geçti? Berbat..
Evdeyim şimdi, öğrencilerim yok, kendimleyim, arkadaşım yok, yalnızım.
Dışarı çıkmak istiyorum, çıkamıyorum. Arkadaş yok, para yok üstüne on tanıdığa rastlayıp hepsinin yazık bakışları eşliğinde "Ne oldu KPSS, atanamadın mı sen?" sorusu var.. Eve hapsoldum işte.
40 bin yeni öğretmen alacaklarmış değil mi? Sözleşmelileri öğretmenden saymadıkları için herhalde "yeni öğretmen" diye bildiriyorlar. Sağ olsunlar. Bu 40 binin içinde şu an sözleşmeli olarak çalışan kadroya geçecek binlerden bahsetmedikleri için "yeni öğretmen" ifadesi saçmalık.
--
En çok da şu an derslerine "öğretmen" yerine "başka bir şey" giren öğrencilere üzülüyorum. Onlar gerçek öğretmene muhtaç biz de öğrenciye ama devlet bilerek ve isteyerek atamaları erteliyor. Ne zamana kadar erteleyecek bilmiyorum. 
Durumun özeti şu, 1 kadrolu öğretmen maaşına 3 ücretli ya da 2 vekil çalıştırılıyor. Bu ücretlilerin ne mezunu oldukları da önemli değil onlar için. Dersler boş geçmesin yeter ki, kimin doldurduğu önemli değil..
Her gün lanet ediyorum şu duruma sebep olanlara.. 
Derslerine imam giren öğrenciler var ve biz, her şartta her yere gidebileceğini söyleyen biz evde intihara terk edildik.
Evet intihara terk edildik. Şimdiye kadar 20'den fazla öğretmen adayı atanamadığı için bunalıma girip intihar etti. Kimsenin umurunda mı, hayır. 
Terör örgütü üyesi olsak bize çiçek verecek çok ama amacımız eğitim vermek ya hani, ondan işte bu çilemiz.

25 yaşımdayım. 25 yaşımdayım ve hiçbir şeyim..
Bir iş kurmak istesem param yok, bir işe girmek istesem aklımda öğrencilerim var. Dershanede çalışmak istesem, amacım para kazanmak değil ki. Sadece parası olanın gidebileceği okullarda, dershanelerde ne işim var benim.?

Ondan sonra neden böylesin, neden gülmüyor yüzün?
Nasıl güleyim, nasıl gülsün yüzüm..?

Tek derdim dünya, başkaları.. Öğretmenlik yapamıyorum ama birilerine bir şeyler öğretmeye çalışıyorum yine de haddim olmayarak belki de.. Dünyayı koruyun diyorum, yeşili sevin diyorum, insanı sevin, kimse fikirleri yüzünden öldürülmesin, işkence görmesin.. "Çocuklar Gülsün Diye" öğretmen olmak istiyorum, ortak derdi paylaştığım arkadaşlarım gibi ama kimse ciddiye almıyor bizi, NEDEN?

Öyle bir hale geldim ki, -utanarak söylüyorum bunu- hangi siyasetçi eğitim reformu yapacağım dese onu destekleyeceğim. Diğer sorunlar eğitim reformu olmadan anlamsız çünkü. 

Ak vekiller, malum maddeyi değiştirince sevindiler ya hani, "Sevinmek böyle bir şeymiş vay arkadaş, atansam böyle sevineceğim demek ki" dedim.. 
Sevinmeyi unuttum, mutlu olmayı unuttum ben..
Her şey karanlık. 
"Umudunu kaybetme" diyenler var etrafımda.. Gülüyorum onlar bunu söylerken. Ben umudumu kaybedeli çok oldu ve umuttan çok daha fazlasına ihtiyacım var artık. 
Çok daha fazlasına..
---

Üniversite okuma isteğiyle sınavlara girilen şu dönemde o güzide sınava girecek arkadaşlara tavsiyem şudur ki:
10 sene sonrasını görerek tercih yapın. Aileniz istediği için, ekonomik zorlukları düşünerek, sevgilinizin yanına gitmek için, arkadaşınıza yakın olmak için değil; siz istediğiniz için olsun ne olursa.. 
Ailenizden uzağa gidin, diğer dünyayı görün, belki bir daha hiçbir zaman öyle bir imkanınız olamayacak, bunu değerlendirin.
Üniversite hayatınız sadece derslere girmekten ibaret olmasın, mezun olunca kullanacağınız fırsatlar yaratın, kendinizi eğitin, iyi insanlarla tanışın, hem çalışıp hem okuyun, iş deneyimi kazanın. 
Yapın bunları..
Okul bittikten sonra, devlete ya da ailenize muhtaç olmamak için. Kimseye muhtaç olmamak için.. 
Yapın bunları yapın da benim gibi olmayın.