19 Ağustos 2010

2010 KPSS Hakkında


Nereden başlamalı ne demeli bilmiyorum. 3 senedir yazıyorum bunu, bilmiyorum okuyan arkadaşlar sıkıldı mı ama ben artık sıkıldım, yoruldum, çok yoruldum. 
KPSS saçma dedim. Neyi ölçtüğü belli olmayan bir sınavla öğretmen/memur alınıyor dedim. Öğretmen olmak sadece üniversiteyi kazanmakla, çok yüksek puan almakla bile olacak iş değilken önümüze bir de KPSS gibi işe yaramaz bir sınav getiriliyor dedim. Bugüne kadar bu yazdığım yazılarla ilgilenenler sadece mağdurlar ya da mağdur tanıdığı olanlar.. 
Bangır bangır bağırıyoruz ama kime ne değil mi? Hiçbirinizin çocuğu bu lanet sistemin yetiştirdiği işe yaramaz öğretmenlerin eline teslim edilmeyecek değil mi? Hiç işte okula gitsin de gerisi mühim değil, değil mi?
Anlatayım yine durumumu: ÖSS'de Türkçe öğretmenliğinin puanı yüksekti efendim, çalıştık kazandık neyse, derslerimiz zordu, gerçekten zordu. Mezun olmamıza bir ay kala, okulu bırakmayı düşünen hatta "İntihar edeceğim yeter artık" diye ağlayan arkadaşlarım oldu. Hayır, sorun bunlar değil; sorun, bunların karşılığını alamamış olmamız. Ne oldu, mezun olduk ve dediler al sana KPSS.. Kaç senedir görmediğim derslerden tekrar sınava giriyorum, neden, canları öyle istiyor çünkü. Kusura bakmasın da kimse, o sınava hazırlanmak için çalıştığımız konuların hiçbiri beni zerre ilgilendirmeyecek ileride. 
Anlamıyorlar, tarih diyorlar her zamanki konular işte, yıllardır öğrenmiş olman lazımdı. Tarih kocaaaamaaan biliyor musunuz, sınırı yok. Formül ezberleyip farklı durumlara uygulamakla olacak bir şey değil.
Neyse en güzeli bir örnekle açıklamak KPSS'nin gereksizliğini. Son sınıftayız, mezun olmamıza bir iki hafta kalmış. Hoca, arkadaşlarımızdan birini tahtaya kaldırıyor. Basit bir cümleyi tahlil etmesini istiyor. Yapamıyor, yardımlarımızla hallediliyor, sıra kelimelere geliyor, yine yook.. Adam çekim eki ile yapım ekini ayıramıyor. Cümlede hangisi tümleç hangisi özne bunu ayıramıyor. Eğitimin seviyesi bu yani. Heh bundan da geçtim. Çocuk KPSS'ye girdi haliyle, ilk sene kazandı gitti. 2 senedir öğretmendir kendisi, Türkçe öğretmeni. Evet, özeti budur durumun, varın siz düşünün gerisini.

Sistem berbatken bir de malum sistemi daha da nasıl bozabiliriz diye düşünüyor olmalılar ki her sınavda bir skandal yaşanıyor illa, olmazsa olmaz oldu artık. Geçen sene de benzer bir yazı yazmıştım mesela. Seneye de yazabilirim, olacak olan o. Kendimden de utanıyorum, sesimizi duyuramadığımız için.. İzin vermiyorlar gerçi, haberlere konu olmamız için ne yapmamız gerekiyor daha bilemiyorum. 

Bana diyorlar ki "Git dershanede çalış." Olmuyor arkadaş o dediğiniz, benim karakterime, yaşayışıma, inançlarıma ters. Salağım belki gözünüzde, ama köylerde, minicik kasabalarda eğitim görmek için çırpınan ama olan potansiyelini imkansızlıklar yüzünden değerlendiremeyen o kadar çok çocuk var ki.. Kendine güvenen bir insan değilimdir genelde, ama öğretmenlik başka. O konuda kendime çok güveniyorum. Lafta da değil, ücretli öğretmenlik yaptığım bir dönem boyunca gördüm ne yapabildiğimi/yapabileceğimi. Öğrencilerin ahmak olarak görüldüğü bir okuldaydım. Hiçbir şeyden anlamıyor bunlar, anlatıyorsun anlamıyorlar denilen öğrencilere konuları eksiksiz olarak "öğrettim", bundan da geçtim şarkılar besteledi, şiirler yazdı, resimler yaptı bu öğrenciler. Özgürce, suçlanmadan konuşmayı öğrendiler, bilemediklerinde başlarına bir şey gelmeyeceğini öğrendiler, sayısız kitap okudular.. Kardeşliği öğrendiler, insanları yaftalamadan sevmeyi öğrendiler, temizliği öğrendiler, kibarlığı öğrendiler, saygıyı öğrendiler. Hayatımda ilk kez gurur duydum kendimle. Onca başarıma rağmen kendimi hiç beğenmemişim meğersem, ama o çocuklardaki değişimi gördükten sonra kendimi sevdim. 
Ben bunun için öğretmen oldum çünkü. Para kazanmak için yapılacak iş değildir öğretmenlik. Emek ister, ben o emeği seve seve vereceğim dedim. Başka arkadaşlarım dershanelerde de çalışsın elbet, onları suçlayamam, sistem bu çünkü. Ama işte bu, inandığım her şeye ters. Kardeşim indirim kazandı, o şekilde yazıldı dershaneye. Çok  çok az bir para ödemesi gerekiyordu babamın ama onu bile ödeyemeyince kardeşime dergi vermeyip herkesin içinde "Siz dershane parasını vermediğiniz için dergiyi sekreterlikten alacaksınız." denildi. Ergenlik zamanlarını bilirsiniz, normal midir bu? Bunu bir öğretmen onaylayabilir mi? Eririm ben dershanede, eririm.. 
Çok hayalciyim değil mi? Bence değilim, gerçek bu. Olmayan bir şeyi anlatmıyorum, olanı söylüyorum. Sadece ülkemin doğusu mahrum zannediliyor her şeyden ama değil, batısı da böyle maalesef. Doğuya kimse gitmiyormuş da orada kimse durmuyormuş. Ben giderim diyorum, bunu atanamadığım için söylüyorum sanılmasın, en başından beri bunu söylüyorum ben. Giderim, kalırım her şartta çalışırım diyorum, kendimce söylenirim en fazla ama bırakıp da gitmem.. Gönderilmiyorum.. 
Geçen yıl derslerine girdiğim öğrenciler beni görünce şunu dediler:
"Öğretmenim, biz sizi çok bekledik."
Çocuklar öğretmen bekliyor!!!
Milli Eğitim çökmüş durumda. İnsanda azıcık ar olur da ben beceremiyorum deyip çekilmeyi bilir ama demek ki amaçladıkları şey içinde bulunduğumuz şu lanet durum olsa gerek ki hâlâ mutlu mesut görevlerine devam edebiliyorlar. 

2010 KPSS
Eğitim bilimlerinde 500 kişi 120'de 120 yaptı deniliyor. Vay arkadaş.. ÖSYM, 120'de 120 soruyu hatasız hazırlayabildi mi ki adamlar 120'de 120 yapsınlar.?
Sorular kolaymış (!) Kral Çıplak biliyor musunuz acaba? Ben biliyorum da hani bilmiyorsanız diye. 3 senedir giriyorum ben sınava.  Her sene biraz daha biraz daha biraz daha çalışıyorum. Hayatımda duymadığım terimlerle doluydu sınav. Neresi kolaydı? En biliyorum diyen bile 120'de 120 yapamazdı, kaldı ki 500 kişinin yapması imkansızı bile aşıyor. 
İlk duyduğumda, bir kişi yapmış sandım, imkansız gibi görünüyor ama olabilir dedim, belki gerçekten aşmıştır kendisini, ki gerçekten o sınavda bu bile imkansızdı. Sonra sonra rezillikler ortaya çıkmaya başladı. 500 kişi denildi, 500 kişi.. Artık bizi nasıl salak yerine koydularsa adamlar öylesine bir iki soruyu yanlış işaretlemeye bile tenezzül etmemişler. Bu 500 de tenezzül etmeyen kişiler, bir de bunun bir iki yanlış olsun işaretleyeyim de soruları aldığımız belli olmasın diyenleri vardır malum. 
Eğer 10'dan fazla kişi 120'de 120 yapmışsa soruların çalınmış olması benim için kesindir kimse de değiştiremez bendeki bu fikri. Ki zateeeen kaç 10 bulundu, ohhh meaşallah.
Ayrı ayrı kişilerin anlattıkları olaylara göre çıkacak soruları sınavdan önce bilen koca bir güruh var. Ama gel gör ki bunun ispatı yok. Gerçi gören göz için soru kitapçıklarını incelemek bile çözümdür şu durumda ama neyse.. Anlatanların da desteğiyle ulaşılan yer: Gülen cemaatine ait dershaneler.. Onlar suçludur diyemem, dediğim gibi fazlaca kanıt yok kimin ne yaptığını anlamak için, kanıt olamayacağını da bildikleri için zaten 120'de 120 yapmaktan çekinmemiş adamlar.

KPSS 2010 skandalı hakkında konuşan benim gibi insanlar hakkında Ünal Bey'in yaptığı yorum: "Mutsuz insanların feryadı"
Yapamadığımız için, bu sınavı atlatamadığımız için bağırıp duruyoruz değil mi?
Ben mesela skandal olmasa da atanamayacaktım muhtemelen. He bu da benim suçum değil. Bu sistemin suçu. Yanlış bir sisteme inanacak kadar "ayarlayamamışım" kendimi belki de. 
Verdiğim emek, kaynaklara yaptığım masraf... 3. girişim siz hesaplayın işte.. Saatlerce, günlerce çalıştım bu sınava. Bir dünya kaynak aldım, olmayan paramla.. Başkalarından borç aldım. 
ÖSYM başkanının yaptığı basit açıklamalar bu skandalı reddeden değil aksine destekleyen açıklamalardı. İdiot olsa fark eder bunu. Yok saymaya çalışıyorlar bu kesin.
"500 kişi değil birkaç yüz kişi" açıklaması da ayrı enteresan. "Belki çalıştılar yaptılar ne belli" ise hepten komik. Onu biz değil siz belli edeceksiniz efenim, biz işaret ediyoruz, gerisi size kalmış. He bir de "Sorular çalınsa şimdiye kadar haberimiz olmaz mıydı?" da demiştir kendisi. 

Bir de "Konuşacağınıza çalışın da siz de yapın" diyen geri zekalılar var. Geri zekalı evet, başka türlü tanımlayamıyorum bu arkadaşları. Ölçmüyor diyoruz, neyi ölçtüğü belli değil bu sınavın diyoruz. Verim ortada diyoruz, çalışın da yapın diyor adam. Motivasyonu bozan o kadar çok neden var ki, yapabilecekken bile yapamaz hale geliyorsun. Her sene biraz daha umutsuzluk, biraz daha belirsizlik.. Ben konuşmayayım, çalışayım ama yine, sonra birileri kopya çeteleri kursun, soruları/cevapları çalsın.. İyiymiş, senin mantık. 
İlkokuldan beri başarısız olan bir zat, karnesi kırıklarla dolu biri birden öğretmen oluveriyor ama sen yıllardır ter içinde emek vermişsin, KPSS'de takılıp kalıyorsun? Bu mudur sizin adaletiniz? Sıfır puanla, 12 puanla atananlar varken benim 85 üzeri bir puan almam gerekiyor. Hey maşallah.. Sistem mükemmel, ben ahrazım yani. 

Başka işler yapın diyen arkadaşlarıma da lafım var. Öğretmenlik, halkla ilişkiler okumak gibi değil. Yapabileceğin fazla bir iş yok. Öğretmenlik işte her şekilde sadece çalışacağın yerler değişiyor. Dershane, özel okul, özel ders ya da Milli Eğitim. Herkesin branşı bu seçenekleri bile sunmuyor, mesela benim branşımda kimse özel ders almak istemez, dershaneleri şimdiye kadar doldurdu zaten arkadaşlar, keza özel okullar da böyle.. Yani herkesin karşısına aynı olanaklar burada da çıkmıyor maalesef. Denedim, başka bir işte çalışmayı da denedim ama olmadı. Gözümün önüne beni bekleyen çocuklar geldi, anlattıkça abarttığımı sanıyorsunuz biliyorum ama değil işte. 700 liraya güzel bir iş bulmuştum, masa başı. Hem de devlet dairesinde ve kendi şehrimde ama olmadı işte.. Çocuklar beni beklerken ben müdürlerin açmayı beceremedikleri msn'lerini açmak için çalışıyordum, yeni araba alan müdürün arabasını inceliyordum (zorla).. Mahalle baskısı mı deniliyor şimdi, o da cabası.. Öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğu öğretilmiş yıllarca -ki benim gözümde de öyleydi- insanlar başka iş yaptığımı görünce aşağılıyorlardı. Hadi birini umursama, diğerini umursama ama bitmiyor ki.. Yapabileceklerine bakıyorsun, çooook şey.. Yaptığına bakıyorsun, hiiç.. İşe yarayabilecekken yarayamamak.. Bu ağırlık insanı intihara götürüyor işte. 
Başka iş yapsan da evde otursan da aynı düşünce buluyor seni eninde sonunda. 

Bir sürü arkadaşımız intihar etti KPSS yüzünden. 
Skandal benim gözümde kesindir, 3 yıllık KPSS giricisi olarak söylüyorum bunu. Ha cemaat yapmıştır yapmamıştır bilemiyorum ama kim yaptıysa bu intihar eden arkadaşlarımız da dahil bütün emek verip de emeğinin karşılığını alamamış arkadaşlarımızın hakkına bile isteye girmişlerdir. 
Üç kuruş için mi satıyorsunuz kendinizi? Bu kadar mı acizsiniz? Hangi inanç, hangi emel bu rezilliği haklı çıkarabilir? 
Eğitim vermek için delirmeme rağmen, gelen torpil tekliflerini reddettim ben. Muhtemelen gözünüzde salağın tekiyim ama ben insanım. O şekilde gitsem utanmadan öğrencilerin karşısına geçsem ne öğretebileceğim, hangi doğruluğu hangi dürüstlüğü hangi yüzle anlatacağım..?

Sevgili Hükümet, 
Tüm bunlara göz yumduğun için bu yazdıklarımı üzerine alın. Haklarını arayan öğretmen adaylarını göz altına aldığın için bile utanmıyorsan... 

Şu habere göre araştırma başlatılmış. Sınavın iptal edilme olasılığı varmış ya da işte güya kaç kişinin bu haltı yediği öğrenilecekmiş de bilmem ne.. 
Ne kadar kötüdür, yaşadığın ülkeye güvenememek.. Hiçbir sisteme güvenmiyorum arkadaş, bu nasıl iştir.? 
Bu olay bile unutulacak bir olay ülkemde. Hadi diyelim sınavımız iptal edildi ve yeniden sınava girdik, aradan ay geçmiş, tekrar sınava girmek nasıl bir strestir, tekrar aynı şeyleri yaşamak.. 
Puanım kötü evet ama tekrar sınava girecek gücü bulmam zor olacak, ki bu da zaten çok büyük haksızlık. Ne tarafından tutarsan tut boktan bir iş bu. Yazık onca emeğe, masrafa, her şeye.. 

Şurada toplanmış gibi aslında her şey:
http://www.facebook.com/group.php?gid=118257471560586&v=wall
Resimlere de özellikle bakın, olaylı sonuçlarla ilgili ekran görüntüleri var. Sosyoloji mezunu eğitimde 120'de 120 yapıyor. Eğitim sınavını bilmeyenler için normal gelebilir bu, anlarım ama öğretmen adayları bilir ki: İmkansız bu!
Sayfadaki ve memurlar.net'teki arkadaşlar, ajan gibi çalışmışlar açıkçası, tabii sonuçta herkesi ilgilendiren bir konu. Onlar daha somut şeylerle gelmişler. Bu süper zekilerin çalıştığı dershanelerin ortak olması gibi. Üstelik sınıf arkadaşlarından bilgiler almışlar dersleriyle ilgili vesaire. Arkadaşlara vahiy gelmediyse eğer sorular önceden servis edilmiş kendilerine, bu açık, çoook açık.
Ben yine de ispat edilene kadar suçlamayacağım cemaati ama şu kesin bu sorular birilerine servis edildi! 
Anladığım kadarıyla eğitim soruları ellerine daha erken geçti. GY-GK daha sonra. Ama genel kültür netleri genelde düşük, bazılarının eline geçmemiş bile olabilir, cevapsız olarak sadece sorular geçmiş olabilir ya da ezberleri kıttı bilemiyorum artık.
Puan sıçramaları normaldir, ilk sene çalışmamıştır ikinci sene olmuştur mesela bu olabilir. Ama adam 2008 ile 2009'da 50 yanlış yapıp da 2010'da 120 net yapıyorsa üstelik bu adam tek de değilse bu işte bir gariplik var demektir. Hele de bu adamların ortak bir özelliği varsa.
Ayrıca bu konuda mücadele eden insanlara hadi ispatla demek saçma, sonuçlarla geliyorlar sana ve soruyorlar. Bunu ispatlamak soranlara değil, sana düşer. Değilse ispatlayacaksın. Şimdilik bariz çalınmış görünüyor, eğer yok değil diyorsan sen ispatlayacaksın, şüpheye düşenler değil.
Münferit bir olaymış. Ünal Bey, geçen sene olan olay için de münferit demişti. En az 1000 kişiden bahsediliyordu. Şimdi de durum farklı değil ve evet tabii ki yine münferit bir olay..(!)

http://www.facebook.com/video/video.php?v=134900879886565
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=kpss+2010+kopya+skandalı&i=20035675



Bu yukarıdaki sonuçlar bir çifte ait. Cemaate yakınlıkları ile biliniyorlar, bu iddialardan sonra Facebook'tan siliyorlar hesaplarını. İlk sonuç matematik öğretmenliği bitiren abimize, ikinci sonuç ise sosyoloji bitiren ablamıza ait. 
Bu arada bu kişilerin isimlerini, adreslerini orada burada paylaşan arkadaşların yaptığı onaylanacak bir davranış değil. Böyle saçmalıklara gerek yok. Galeyana gelmeye ne kadar meraklı olduğumuz ortada, bu çift ve bunlara benzer diğerlerinin kimlik bilgilerini orada burada paylaşmak pek hoş olmasa gerek.






Bir de özellikle belirtmek istediğim birkaç bir şey var. 
ÖSYM evet son zamanlarda bir sürü skandal yarattı ama onlara da fazla yükleniliyor. Zor şartlar altında çalıştıklarını uzun uzun anlatmışlardı hatırlarsanız. Bütün sistemleri sınava dayalı bir devlet ÖSYM gibi bir kuruma ilgi göstermezse ne olur efendim? İşte bunlar olur. 
Orhan Gencebay gibi oldum: "Bence sen de haklısın" Yine de yaptığı açıklamalar hiç ama hiç hoş değildi. Çocuk avutur gibi cevaplar, bilmiyorum ki kimden öğreniyorlar böyle mahalle ağzıyla açıklama yapmayı. 
Bir de şu var işte:
Elbette bu yapılan şey yanlış, çok yanlış. Ama bir insana bu kepazeliği yaptıracak şartlara neden olanlarındır asıl suç. He tabii neden ben yapmadım da onlar yaptı değil mi, orası da vicdanla ilgili olsa gerek. Ben çok eminim kendimden ama yine biliyorum ki, bir sürü insan bu sistemden çıkış yok, buna mecburuz diye eline sorular geçse değerlendirirdi bu fırsatı. Derdim buna neden olan, göz yuman, bu durumu yok sayanlarla.. Soruları alan arkadaşlar, her ne kadar başkalarının haklarına girmiş olsalar da onlar da aslında birer mağdur. Yıllardır çeşitli şekillerde farklı farklı kesimlerden insanlar torpille, şununla bununla bir şekilde öğretmenliğe başladı. Yani insanı zorla şu rezalete mecbur edenlerindir asıl suç. 
Ve böyle bir şeyi kendi çıkarları uğruna kullanan bir başka kesim varsa onundur. 
Dileğim bu olay en zararsız şekilde sonuçlansın. Gerçekten çok üzücü, herkes için. Koskoca bir cemaat zan altında kaldı, bir sürü insanın hakkı yendi, maddi manevi zarara uğradı insanlar.. Ne desem boş, hiçbir şekilde içinden çıkılmaz bir durum yine bu.
Geçen sene olduğu gibi bu sene de iptal edilmeyecek bu sınav, açıkçası benim böyle bir beklentim de yok zaten. O da ayrı bir haksızlık olurdu çünkü.
Hâlâ iyimser olmaya çalışarak, bir şekilde "gerçek" suçlular kimse onların bulunmasını temenni ediyorum. 
Sonuçta soruların servis edildiği kişiler de tabiri ne kadar caizdir bilmesem de nefislerine uymuşlardır diyebilirim sanırım. Üzülüyorum onlar için de, kendim ve diğer mağdurlar için üzüldüğüm gibi.. 
Hepimize de sabır diliyorum, lazım bize bu.

Not: Yazının tamamını okuyacak kadar sabırlı olmayanlar yalan yanlış yorum yazmazlarsa saygı duyarım onlara, valla bak. Yazının içinde zaten özellikle belirttiğim kısımları yorum olarak da üstelik de bana kafa tutmak için yazınca olmuyor biliyor musun, yorum yazmanın da bir usulü var çünkü.

Not: Sınavda ne yaptığımı kontrol etme alışkanlığım ezelden beri yok. O yüzden ne kadar net yapmışım, ne gelmiş umurumda değil. Gerçekten netlerim ortadan kaybolmuşsa bile bunu fark edemem. Bu nedenle de çıkıp netlerimi tekrar hesaplayın demem, diyemem. Ben kendim hesaplamamışım, adamlar niye tekrar hesaplasın. Bu yazıyı kendim için yazmadım, bunu bir belirteyim. Kopya falan olmasaydı da ben bu sene yine 85 üzeri alamazdım zaten. Bu yüzden bana yapılan haksızlığın telafisi beni ne batırır ne çıkarır, hiiiiç etkilemez. Bir iki puanın bu sınavda ne kadar önemli olduğunu bilen bilir, 25-30 yaşına gelmiş adamın bir sene evde oturmasının acısını da bilen bilir. Bunları göz önüne alalım, bu konuda konuşurken. Empati!

Not: En tepedeki fotoğraf, bu skandala karşı tepki göstermek için oturma eylemi yapan öğretmenlerden birinin gözaltına alınırken çekilmiş fotoğrafı.

Sen Yenisin Galiba Volume IV

Öğrenci evlerinden bahsetmeye de çalışacağım, gerekli verileri alıp kendi kısa tecrübelerimle harmanlamam lazım önce. Çünkü ben öğrenci evi tecrübesi edinemedim. Çok evhamlı ailem buna izin vermedi.
Düşünüyorum da ben de pek hevesli olmadım sanırım. Korkmuş olabilirim.
ÖSS'ye doğru dürüst çalışmadım, o zamanlar daha önemli işlerim vardı. Tercih formu geldi. İyi dedim giderim ben istediğim yere, gidebiliyordum da. O zamanlar bölümüm belliydi. Türkçe Öğretmenliği istiyordum, Trabzon'da ya da Muğla'da okumak istiyordum. İkisine de yetiyordu puan. O güne kadar hiçbir şeyimle ilgilenmeyen ailemin benimle ilgilenesi tuttu, yalvarmalar yakarmalar "gitme kızım ne yapacağız biz sensiz, sen yokken büyükbabana bir şey olursa ne yapacaksın..." Benim aklımda başka şeyler vardı. İki sene sonra kardeşim de üniversite okuyacaktı, hukuk istiyordu, başka bir şehre gitmek zorunda kalacağı belliydi. Sıradan bir memur için üniversitede iki çocuk okutmak çok zor olur diye düşündüm ve verdim kararımı. Şehrimde okuyacaktım. 4 tane tercih yaptım hepsi de şehrimde. Sonunda yerleştim ilk tercihime. Sonra da 2-3 saat ağladım salak gibi. Sanki başka bir yer yazdım da başka bir yer çıkacaktı.
Başladık okumaya da.. Okul desen lisemden berbat, arkadaşların IQ'larını toplasak hiçbir alışveriş merkezinden sakız alamayız, hocaları silkince üzerlerinden toz kalkıyor... İğrenç günler yaşayacağımı anladım ama artık çok geçti.

Konumuza gelelim. Şehrinde okumak.. Lise hayatından farklı değil asla. Arkadaşların yurt anıları biriktirirken sen taso biriktirmeye devam ediyorsun.. Arkadaşların eve çıkıyor, sen evden dışarı çıkamıyorsun. Arkadaş yok mu, idareten bulunuyor bir iki arkadaş ama onlarla da olmuyor, öğrenci evinde kalıyorlar arkadaşlarıyla, farklı dilleri var, aralarına girsen de hep bir eğreti kalıyorsun..
Bunların üstüne bir de ailenle kaldığın için çok zengin olduğun zannediliyor, "Oh kızım sen kendi evindesin, sana da gam mı, ısmarlarsın bize.." İyi de sizin sayısız bursunuz varken ben bir burs alıyorum, üstelik babamdan da harçlık almıyorum. Yurt parası, ev kirası vermiyor olabilirim ama ben de yol parası veriyorum lan boru mu" diyorsunuz.. Tın tın..
En güzeli, şehrinde okuyan başka salaklar bulmak.. Yalnız o salaklar da çok salak olmayacaklar, en azından sizden salak olmayacaklar yoksa 4 sene işkence gibi geçer. Hee benim salağım benden daha salaktı, aldığı tek bursu da annesine veriyordu, annesi o parayla benim salağa çeyiz düzüyordu..
Eve geç gidemezsiniz, sevgiliniz kapınızda uyumaz, eve erkek atamazsınız, sevgiliniz çiçek alsa eve gelince "Anne içimden geldi sana çiçek aldım.." diyerek çiçekten ayrılmanız gerekir. Parayı nereye harcasanız ellerinizdeki paketlerden belli olur. Kandıramazsınız..
Sevgilinizle yolda el ele yürüyemezsiniz, kesin bir tanıdık çıkar. Bir yerlere gidip kafayı bulamazsınız, salak gibi gideceğiniz yer eviniz olur sonra.
Tüm bunlar eğer endişeli bir aileniz varsa yaşayacaklarınız. Eğer aileniz hiçbir şeyinize karışmayan tiplerse gayet de güzel olur bu iş. Değişmeyen tek şey, sizi daha rahat görecek olmaları. Sanki var olan tek dert gurbetmiş gibi düşünüyor çünkü diğerleri. O yüzden de bir sıkıntınız olduğunuzda "O da dert mi?" diyorlar. Bazıları da sizi aralarına almak istemiyor, şehirdeki arkadaşlarınızdan korkan tipler oluyor.
Erkekseniz özellikle dayak işlerinde çok işinize yarıyor özellikle de ilk sene. Bir kavga mı var ara arkadaşlarını, doluşsunlar okula. Tabii bu önerdiğim bir şey değil, farklı tiplere göre anlatıyorum işte. 
Bunların dışında güzellikler de var tabii.. Kafanız faturalara, kiraya takılmaz. Okula arabayla gidebilirsiniz lazım oldukça. Ütü, çamaşır, yemek derdiniz olmaz. Götü yayarsınız. Imm başka da bir güzellik yok mu ne..?
Heh bir de şu var, en büyük kötülüğü sonradan çıkıyor. Tecrübesizlik. Millet evle ilgili her haltı bilirken siz mal malak dolaşıyorsunuz. Yemek yok, ütü yok, o yok, bu yok, şu yok. Bakın nelerin olmadığını bilemeyecek kadar habersizim yani olaydan anlayın gerisini. 
Bence doğrusu nedir peki? Gidilmeli. Şehrinden uzakta çok uzak olmasa bile işte yakındaki başka bir şehre gidilmeli. Yurt deneyimi, ev deneyimi yaşanmalı. Olmalı bunlar. İnsanlara tahammül etmeye alışmalı. Başkalarına saygı göstermeyi ya da sana saygı göstermeyenlere karşı bile tahammüllü olmayı, ve en önemlisi gerektiğinde "Hayır" demeyi öğrenmeli insan. Farklı insanlar, farklı kültürler tanımalı. Aile ile yaşarken ne kadar özgür olsanız bile çok şeyden mahrum kalıyorsunuz farkında olmadan. Üniversitede arkadaşlarla kalmak hem eğlenceli hem gerçekten olgunlaştırıcı. Olgunlaştırıcı ne demekse artık anlayın gari. Geceleri sabaha kadar içebilirsin, istersen kitap okuyabilirsin, tartışırsın, garip garip videolar çeker, oyunlar oynarsın. Ev işi yaparsın, bunlar yüzünden kavga da edersin belki. Küsersin, barışırsın ama yine de güzeldir işte..
Ben kendi şehrimde okuduğum için üniversite okumuş gibi görmüyorum kendimi. Üniversite o diploma değil de işte, süreç boyunca edindiğin tecrübeler.

Bir de kendi şehrinde okusan bile arkadaşlarınla eve çıkabilirsin yine de. Bunu yapmaya çalışmalı insan. Tabii ki başka şehirde okumak gibi olmuyor sadece ev deneyimi kazandırır o kadar. 

Ve asıl önemli konu:
İş Bulmak
Evet.. İlk senenin ikinci dönemi, şehri ve insanları yavaş yavaş tanımaya başlayınca iş aramaya da başlayın. Bölümünüzle ilgili olursa çok iyi olur ama olmazsa bile hayat tecrübesidir nihayetinde. İlla iş bulun ve çalışın. Mezun olduktan sonra insan gerçekten göt gibi kalıyor. Her şey kolay gelirken birden "neredeyim ben ne oluyor" diyecek kadar bocalıyor insan. O yüzden asıl iş tecrübe kazandığınız iştir. Eğer bölümünüzden memnun değilseniz bile ilgi alanınızla ilgili bir işte çalışabilirsiniz ve mezun olduktan sonra o işte 3-4 senelik tecrübesi olan biri olarak yeni bir iş ararsınız. Kendi bölümünüzle ilgili ise özgeçmişe eklenecek mis gibi deneyimleriniz olur. Nasıl işe yarıyor onlar bilemezsiniz..

Ve ne kadar zorlanırsanız zorlanın, hayatınızın en güzel yıllarını yaşadığınızı bilerek yaşayın. Yaşarken de sadece göt büyütmeyin, çalışın. Çalıştığınızda sosyalleşemezsiniz, eğlenemezsiniz sanmayın aksine çalışanlar daha çok ve çabuk sosyalleşiyor, üstelik bir de para kazanacaksınız. Mis mis!!
Okulu uzatmayı da dert etmeyin, bir şekilde bitiyor okul, dediğim gibi eğer verimli geçirirseniz bir iki sene uzaması dert değil. Okul bittikten sonra iki sene evde oturmaktan iyidir, siz hiç olmazsa o çalıştığınız zamanlardaki tecrübe sayesinde daha çabuk iş bulacaksınız.